SEÇİMDEN ÖNCE SON SÖZLER…

Paylaşın
E-posta ile takip edin
Facebook\\\\\\\\\\\\\\\
Twitter\\\\\\\\\\\\\\\
LinkedIn\\\\\\\\\\\\\\\
Google+\\\\\\\\\\\\\\\
http://www.serinadericiyan.com/2018/06/22/secimden-once-son-sozler/

Artık başka şeyler yazmak istiyorum, daha iyi şeyler… Ama seçim öncesi bir kez daha, herkesin söylediği, yazdığı, benim de daha önce yazdığım konuları bir kez daha özetlemek istiyorum.

Ekonomiyle ve finansla yakından ya da uzaktan ilgilenen kesimin çoğunun en çok merak ettiği konu, seçim sonrası hangi sonuca piyasaların ne tepki vereceği. Öyle olursa dolar kuru ne olur? Böyle olursa borsa ne olur?

Şunu kabul etmeliyiz ki, ekonomimizin yapısı gereği, yurt dışından gelen portföy yatırımlarına, nam-ı diğer sıcak paraya şiddetle ihtiyacımız var ve piyasaların seçim sonucuna vereceği tepkiyi yabancılar belirleyecek büyük ölçüde.

Yabancılar ise, belki de bizlerden daha fazla, ekonomik göstergelere ve ekonomi politikalarına bakıyorlar. Eskiden, bundan birkaç yıl öncesine dek, bu kadar bakmazlardı. Niye? Çünkü, o zaman Dünya’da para bolluğu vardı ve bu para, hangi ülkeye gideceğine karar verirken, tabiri caize, ‘üçe beşe’ bakmıyordu. Oysa geldiğimiz noktada, Dünya’da para bolluğu bittiği için, faizler her yerde yükselme eğiliminde olduğu için, üstelik de bu sürecin aslında daha başlarında olduğumuz için, uluslararası yatırımcılar kararlarını verirken kılı kırk yarıyorlar.

Peki yabancı yatırımcı bize bakınca ne görüyor? Hızlı büyüyen bir ekonomi; hızlı büyümek için, her şeyi göze alan bir ekonomi yönetimi. Hızlı büyümek, ekonomide kulağa çok hoş gelen bir kavram aslında. Ama son aylarda bizde büyüme ve büyümeye yönelik tüm göstergeler ‘iyi’ geldikçe, yabancı yatırımcı bizden daha da uzak durmaya çalışıyor. Çünkü biz büyürken, yoldan çıktık ve nereye doğru gittiğimiz belirsiz; duvara da çarpabiliriz, uçurumdan da yuvarlanabiliriz.

Cari açığımız yıllık bazda 57 milyar USD’yi aştı; bunun GSYH’ye oranı %6,3 civarında. Bu oran %5’in altında kalırsa ancak, cari açık tarafında bir nebze nefes alabiliyoruz, ki %4-%5 gibi oranların bile hayli yüksek olduğunu söylemek lazım.

Enflasyon %12’yi geçti, ama artık hepimiz iliklerimize dek hissediyoruz ve görüyoruz ki, daha yukarı yolu var.

İşte bu veriler, Dünya’nın içinde bulunduğu, yukarıda bahsettiğimiz durumla birleşince, ekonomide ve piyasalarda yaşadığımız çoğu olumsuz gelişmenin temel tetikleyicileri haline geliyor. Neleri tetiklediler peki?

  • Kredi derecelendirme kuruluşları notlarımızı düşürdüler ve/veya not görünümümüzü negatife çevirdiler.
  • Ülkelerin risk priminin temel göstergelerinden biri kabul edilen CDS primi, Türkiye için 325’e dek yükseldi bu hafta içinde ve bu haliyle, Yunanistan’ın CDS’ini bile geçtik. Neyse ki son rakam 296 seviyesinde. Daha yılbaşında 160 seviyesindeydi. Şu an bulunduğumuz noktada, CDS primimiz, risk primi de diyebiliriz, çoğu gelişmekte olan ülkeden daha yüksek.
  • Türkiye daha ‘riskli’ bir ülke oldukça, sıcak para gelmez oldu. Sıcak para gelmedikçe, içeride döviz kurları ve faizler yükseldi.
  • TCMB, bu gelişmelerle başa çıkmak için, seçim kararı alındıktan sonra, toplamda 5 puanlık faiz artırımı yaptı. TCMB politika faizi %17,75 oldu; ancak 2 yıllık tahvillerimiz %19’u geçti, 10 yıllıklar %17’leri gördü (şimdi %16,30).
  • Faizlerin bu kadar yükselmek zorunda kaldığı bu ortamda, geçen yılın KGF coşkusuyla bol bol borçlanan şirketlerin, artan maliyetler karşısında yaşayacağı olası zorluklar sorgulanmaya başlandı.
  • Şirketlerin yüksek dış borcu da malum. Nisan ayı itibariyle, bankalar hariç özel sektörün, yani reel sektörün, 1 yıl içinde vadesi dolacak dış borcu 65 milyar USD; ‘bankalar hariç ve 1 yıldan kısa vadeli’ diye bir kez daha vurgulamak isterim. Faizlerin yükselmesi TL cinsinden borcun maliyetini artırırken, kurların seviyesi de döviz borçlarının maliyetini artırıyor.
  • Şirketlerin bu durumunun, bankaların sorunlu kredi oranlarını hangi seviyelere kadar yükseltebileceği de ayrı bir endişe konusu.
  • Büyük grupların yüklü döviz kredilerinin yeniden yapılandırılması için bankalarla masaya oturması, hepsinin üstüne tüy dikmekte.

Başa dönersek, temel tetikleyiciler, Dünya’nın koşulları ile birleşen yüksek cari açık ve enflasyon demiştik. Dünya koşullarını değiştiremeyeceğimize göre, elde var bizim sorunlar. Bunları da, tabirimi mazur görün, ‘azdıran’, hızlı büyüme rakamlarımız oldu.

TCMB, para politikasıyla frene bastı basacağı kadar. ‘Bundan sonra faiz artırımı olmaz’ anlamında söylemiyorum bunu. Yine olabilir, koşullara bağlı olarak. Ancak olmaması için, sıra siyasetçilerde. Seçimden hangi sonucun çıkacağından bağımsız olarak, ilgili koltuklara oturanların ne söyleyeceği ve ne yapacağı önemli. Çünkü, seçim öncesi dönemde, bu konuda, hiç kimse, ne iktidar, ne muhalefet, söylenmesi gerekenleri söylemiyor, söyleyemiyor. Söylenmesi gerekenler, bir süre hepimizi ‘mutsuz’ edecek şeyler çünkü. Ama kaçınılmaz. Yoldan çıktık dedik ya, işte tekrar yolumuza geri dönüp, kontrollü, dengeli, istikrarlı, sürdürülebilir büyümemiz için, bir süre yavaş gitmeyi, belki durmayı göze almak zorundayız.

Yeniden dengelenme (rebalancing) ya da ‘yumuşak iniş’ kavramları, az da olsa dolaşıyor ya ortalıkta, işte bu yavaşlama ya da durmanın, en az can acıtıcı şekilde söyleniş biçimidir bu. Siyasetçilerin mahareti burada devreye girecek. Bu ‘iniş’in ne kadar yumuşak olacağı, uygulanacak politikaların doğruluğuna, sağlamlığına ve kararlılığına bağlı olacak. Şahsi kanaatim, seçim sonucunda kim nerede olursa olsun, inişin yumuşak olmasının çok çok zor olduğu yönünde ne yazık ki. Benim dileğim, bunun bir ekonomik krize varmaması sadece. (Daha önce de yazmıştım, aylardır ‘ekonomik kriz var’ diyenler, döviz krizini kastetmiyorum, gerçek krizin ne olduğunu idrak etmek zorunda kalmazlar umarım.)

Piyasalara gelirsek, seçim sonrası verilen tepkiler, olumlu da olumsuz da olsa, uzun soluklu olmayacaktır. Çünkü, ilk tepkiden sonra, piyasalar arkaya yaslanıp, yukarıda bahsettiğimiz konularda, neler yapıldığını/yapılacağını görmeye, anlamaya çalışacaklardır. Bu süre boyunca da, piyasalardaki oynaklık, olumlu ve olumsuz yönde, yüksek olabilir; hızlı düşüşler, hızlı yükselişler görmek mümkün. Kaldı ki, 2.tur olursa, bu oynaklık dönemi daha uzun sürecektir. Sakin kalmakta fayda var.

Seçim sonucu ne olursa olsun, ülkemiz için en hayırlısı olsun…

Paylaşın
Paylaşın
E-posta ile takip edin
Facebook\\\\\\\\\\\\\\\
Twitter\\\\\\\\\\\\\\\
LinkedIn\\\\\\\\\\\\\\\
Google+\\\\\\\\\\\\\\\
http://www.serinadericiyan.com/2018/06/22/secimden-once-son-sozler/

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir