Hatırlamak gerekirse, yılın ilk 11 ayında 39,4 milyar USD cari açık vermiştik. Bir başka deyişle, 11 aylık döviz gelirlerimiz (ihracat gelirleri, başta turizm olmak üzere hizmet gelirleri ve yurtdışı yatırımların gelirleri), aynı dönemdeki döviz harcamalarımızı (ithalat giderleri, turizm ve diğer hizmet giderleri, yabancı yatırım giderleri) karşılamaya yetmemiş ve 39,4 milyar USD’lik bir açık oluşmuş.
Burada, kritik nokta şu: eğer cari açık, yani döviz açığı veriyorsak, bu açığın yurtdışından gelen yatırımlarla finanse edilmesi gerekir. Çünkü döviz bizim paramız değil ve sıkıştığımızda dönüp TCMB matbaasında dolar ya da euro basma şansımız yok.
Yurtdışından gelen yatırımlar derken neyi kastediyoruz?
Yurtdışından ülkemize 3 ayrı yöntemle yatırım gelir:
1-Doğrudan Yabancı Yatırım: (Bu kavramın ingilizcesinin kısaltması olan FDI-Foreign Direct Investment ‘havalı’ kullanımlar için uygundur J) Yabancıların ülkemizde şirket kurup iş yapmak için getirdikleri döviz yatırımıdır. Bu 3 yöntemden en sevdiğimizdir; çünkü uzun süre kalmak için gelir, ilk fırtınada ülkeyi terketmez ve belki daha önemlisi istihdam yaratır, ki çok ihtiyacımız var malum.
2-Portföy Yatırımları: Nam-ı diğer ‘sıcak para’. Borsadan hisse senedi almak, tahvil piyasalarından tahvil/bono almak için ülkemize gelen döviz. Bu tür yatırımlar hızlı hareket eder. Anında gelebilir ve anında gidebilir de. ‘Sıcak’ olması bu yüzdendir. Aynı nedenden dolayı, en sevmediğimiz yabancı yatırımdır. Ancak maalesef, sürekli cari açık veren bir ülke olarak bu yatırımlara da muhtacız.
3-Yurtdışından Alınan Krediler: Hem devletin hem de özel sektörün (finans ve finans dışı tüm sektörler) yurtdışından aldığı döviz kredileri. Orta ve uzun vadeli borçlar olduğu için tercih edilir; ancak son yıllarda, özellikle reel sektörün aldığı döviz kredileri oldukça yüksek seviyelere çıktığı için rahatsız edici olmaya başladı.
Burada, unutmamamız gereken nokta şudur: Yurtdışından yatırım olarak gelen döviz, bizim için bir tür ‘emanet’ dövizdir. Yani ihracat yapınca veya turist gelince kazandığımız döviz gibi bizim dövizimiz değildir. Geldiği gibi gidebilir; en uzun soluklusu bile…
Bu 3 yöntemle ülkemizden yurtdışına da yatırım yapmak için döviz çıktığını söylemek gerekir. Ama tabi ki, giriş ve çıkışın neti çoğunlukla pozitiftir. Zaten cari açık veriyoruz, bir de yatırımlarla nette döviz çıkışı olsa yanarız.
Şimdi bir de rakamlara bakalım: 2017 ilk 11 ayda bize 37,7 milyar USD yabancı yatırım gelmiş. Bir önceki yılın aynı döneminde bu rakam 27,9 milyar USD imiş.
Bu 37,7 milyar USD’nin;
- 7,5 milyar USD’si doğrudan yabancı yatırım (gelen ve gidenin neti)
- 23,9 milyar USD’si portföy yatırımları (sıcak para)
- 6,3 milyar USD’si yurtdışından alınan krediler (net)
Bu gördüğümüz dağılım, alışılagelmiş bir dağılım. Genellikle çoğu sıcak para olarak gelir zaten. Kolay gelip gittiğini söylemiştik.
Son olarak, toplam resme bakalım: Yılın ilk 11 ayında 39,4 milyar USD cari açığımız vardı. Yurtdışından gelen net yatırımlar ise 37,7 milyar USD. Yani, hala 1,7 milyar USD açığımız var görünüyor. Normal olan, bu kalan açığın TCMB döviz rezervlerinden karşılanmasıdır; zaten TCMB döviz rezervleri tam da bu işe yarar. Bu mantıkla, ilk 11 ayda rezervlerin 1,7 milyar USD azalmış olmasını bekleriz; oysa 0,6 milyar USD artmış. Nasıl oluyor bu? Demek ki, bilmediğimiz bir yerlerden ülkemize toplam 2,3 milyar USD döviz girmiş. İşte bunun teknik adı ‘net hata ve noksan’: kaynağı belli olmayan döviz giriş ve çıkışları, ki bu konu ülkemiz için başlı başına bir inceleme konusu.
teşekkürler
Zor bir konu bu kadar basit anlatılabilir 🙂 eline sağlık