BİR AMERİKA HİKAYESİ: FED, TAHVİLLER, BORSALAR…

Paylaşın
E-posta ile takip edin
Facebook\\\\\\\\\\\\\\\
Twitter\\\\\\\\\\\\\\\
LinkedIn\\\\\\\\\\\\\\\
Google+\\\\\\\\\\\\\\\
http://www.serinadericiyan.com/2018/02/07/bir-amerika-hikayesi-fed-tahviller-borsalar/

Son birkaç gündür, ABD tahvil faizlerindeki yükseliş ve borsalarındaki ‘çöküş’, en çok konuşulan konular arasında. Dünya’da dolar faizinin anası kabul edilen ABD 10 yıllık tahvil faizleri ne oldu da %3’lere yaklaştı? Yaklaşık 2 yıldır soluksuz yükselen, rekor üstüne rekor kıran ABD borsa endeksleri (S&P 500, Dow Jones, Nasdaq) ne oldu da tarihin en güçlü düşüşlerinden birini yaşadı 2 gün içinde?

Bu soruların cevabını ararken, ABD’nin nasıl ekonomik koşullardan geçtiğinin, krizden beri ABD Merkez Bankası FED’in neler yaptığının hikayesini hatırlamakta fayda var.

Küresel krizin en başına, 2008 sonbaharına kadar geri dönelim. Ama hikayemize başlamadan önce, bir konuyu açıklığa kavuşturmamız lazım. Ekonomik anlamda‘Kriz’ kelimesi, cümle içinde kullanmayı pek sevdiğimiz bir kelime. Ekonomide, kişisel olarak canımızı sıkan tek bir unsur bile görsek, ‘kriz var’ diyoruz; ev sahibimiz kiraya yüksek bir zam istediğinde, pazarda salatalık fiyatları çok yükseldiğinde, benzine bir haftada iki kez zam geldiğinde, dolar kuru hızlı yükseldiğinde, çoğumuza göre, ülkede ‘kriz var’. Oysa bir ülkede ekonomik kriz varsa, o ülke ekonomik anlamda büyüyemiyor, durgunluğa girmiş, hatta küçülüyor demektir. Yani, tüketim ve üretim yavaşlamış, azalmış demektir. 2017 3.çeyrekte %11,1 büyümüş olan, 2017’nin tamamında da %7 civarı büyümesi öngörülen ülkemizde ‘kriz var’ diyemeyiz. Onun yerine, ‘Ben bu büyümeyi yeterince hissetmiyorum’ diyebiliriz, büyük ölçüde de haklıyızdır. Zira, hiç kimse, bu büyümeden kaynaklanan milli gelir artışının eşit dağıldığını iddia etmiyor, edemez.

Hikayeye geri dönersek, kürsesel kriz, önce gelişmiş ülkeler-başta ABD olmak üzere- ve sonrasında da gelişmekte olan ülke ekonomilerinde büyümenin hızla eksiye dönmesi olarak kendini gösterdi. (Zaten o yüzden adı ‘küresel kriz’). Bunu gören merkez bankaları, ellerindeki silahları sırayla çekmeye başladılar.

FED özelinde devam edelim. FED, en kolayından başladı: faizleri düşürdü. Nereye kadar? Sıfıra kadar. Neden? Sıfır faiz ortamında, tüketim canlansın, üretim ve yatırım artsın diye. Faiz düşükken tüketmek de üretmek de daha kolaydır çünkü. (Bu yüzdendir ki, siyasiler düşük faiz ister; daha kolay büyüme olsun diye.)

Sadece faizi düşürmenin, ABD’de beklenen etkiyi yaratmak için yetersiz kalacağı zaten belliydi.  Faiz düşüşlerine, parasal genişleme programları eşlik etmeye başladı (meşhur QE’ler: parasal gevşemenin ingilizcesi olan ‘Quantitative Easing’in baş harfleri). Yani FED, ABD bankalarına para saçmaya başladı. Yöntem, bankaların elindeki uzun vadeli tahvilleri alıp karşılığında dolar vermek şeklinde olduğu için QE’lere ‘Tahvil Alım Programı’ da denir.

Ortaya saçılan bu paralar sayesinde, ABD bankaları bolca ve ucuza kredi kullandıracaktı. Böylece, tüketim ve üretim artacaktı, yani ekonomi canlanacaktı. Buydu FED’in planı ya da hayali…

İlk iki QE programı, toplamda yaklaşık 1,5 trilyon USD tutarında paketlerdi; ilki Kasım 2008’de, ikincisi de Kasım 2010’da devreye alındı.

Ekonomide beklenen canlanma gerçekleşmeyince, 2012 sonbaharında QE3 başlatıldı. Bu, diğerlerinden farklıydı. Toplam bir tutar açıklamak yerine, FED dedi ki, “ikinci bir emre kadar, her ay 85 milyar USD para saçacağım”.

İşte o günden sonra, biz ve bizim gibi gelişmekte olan ülke piyasalarında parti başladı. Kurlarımız düştü, borsalarımız rekorlar kırdı, faizlerimiz tarihi dip seviyeleri gördü. Neden mi? Çünkü ABD bankaları ellerindeki dolarları kredi olarak müşterilerine vermek yerine, çok daha yüksek getiri vadeden gelişmekte olan ülke tahvil ve hisselerine yatırdılar. Zaten bu yüzden, ABD ekonomisinde beklenen canlanma gecikti ve FED parasal genişlemeye çok uzun yıllar devam etmek zorunda kaldı; ta ki, Mayıs 2013’te dönemin FED başkanı Ben Bernanke’nin ağzından çıkan bir cümleye kadar: “önümüzdeki dönemde tahvil alım tutarında azaltmaya gidebiliriz” ve Dünya’da parti, bir süreliğine, sona erdi. Özellikle gelişmekte olan ülke para birimleri değer kaybetti, faizler yükseldi, borsalar düştü.O dönemde biz de nasibimizi aldık bu gelişmelerden.

2013 Aralık’ta FED aylık tahvil alım tutarını azaltmaya başladı ve Ekim 2014’te tamamen sonlandırdı. 2015’ten başlayarak, Dünya bu kez, FED’in faizleri sıfırdan yukarı çıkarma sürecini beklemeye başladı. İlk faiz arttırımı, Aralık 2015’te geldi.

Küresel krizin başında %0-0,25 aralığına kadar düşürülen FED faizi şu anda %1,25-1,50 aralığında.

Tüm bu süreçte, FED, ekonomide hedeflediği canlanmayı hangi ölçütlerle değerlendiriyor? Büyüme, enflasyon ve iş gücü piyasalarındaki gelişmeler. Büyümenin artması zaten temel hedef. Enflasyon ise, kendi başına matah bir şey olduğundan değil, talebin yani canlanmanın başladığına işaret etmesi nedeniyle önemli bir kriter. İş gücü piyasası ise çok sayıda alt bileşenden oluşuyor: işsizlik oranı, istihdam, ücret artışları vb. Her ayın ilk Cuma’sı açıklanan ‘ABD tarım dışı istihdam’ verileri işte bu yüzden dikkatle takip ediliyor.

‘İyi Veri = Kötü Piyasa’ denklemini duymuşsunuzdur. Başından beri anlatmaya çalıştığım, bu denklemin açılımı aslında. Kısaca toparlarsam, ABD’de ekonomik verilerin iyi gelmesi demek, FED hızlı faiz arttırımlarıyla ilerleyecek demek (hızlı canlanan ekonominin, enflasyonu, istenmeyen seviyelere yükseltmesini engellemek için). FED’in, faizleri hızlı arttırması demek, Dünya piyasalarının (para birimleri, borsalar, faizler), biz de dahil elbette, kötü gitmesi demek. Çünkü dolar, sevilen tabirle, ‘anavatanına geri dönecek’. Zaman zaman kendi Merkez Bankamızdan çok FED’in ne yaptığını dert edinmemizin nedeni tam da bu nokta işte…

Geçen Cuma (2 Şubat), ABD’de tarım dışı istihdam verileri beklentilerin oldukça üzerinde olumlu geldi. FED’in zaten bu yıl, her seferinde %0,25 olmak üzere, 3 ya da 4 kez faiz arttırması bekleniyordu. Son veriler, bunun düzey ve sıklığının daha da hızlanabileceği beklentisini yarattı. Faizler hızlı yükselecekse, eldeki ABD tahvillerini bir an önce elden çıkarmak lazımdı. (Hatırlatma: tahvilin faizinin yükselmesi, matematiksel olarak değerinin düşmesi anlamına gelir.) Değeri düşecek bir varlığı kimse elinde tutmak istemez. İşte bu yüzden ABD tahvillerine Cuma’dan başlayarak hızlı satış geldi ve değerleri düştü, yani faizleri yükseldi, %3’e dayandı.

Tahvil faizleri bu kadar hızlı yükselince, piyasadaki ‘korku’yu gösteren VIX endeksi 15’lerden 50’ye kadar yükseldi ve satışlar, hisse senedi piyasalarına da bulaştı. ABD borsa endeksleri 2 gün boyunca tarihi düşüşler yaşadı.

İşin özü şudur: ABD piyasalarındaki bu olumsuz gelişmeler, aslında ABD ekonomisinin beklenenden daha iyi seyredebileceği ihtimalinden kaynaklanmaktadır; tuhaf, değil mi? O yüzden, ABD’de, özellikle hisse senetlerindeki düşüşlerin, çok yükselmiş olmanın getirdiği bir düzeltme hareketi olduğu, kısa vadede ne olur bilinmez ama, orta/uzun vadede, olumlu seyrine devam edebileceği düşünülebilir.

Tahvil faizlerindeki yükselişler ise, FED’in faiz adımlarına bağlı olarak, biraz daha uzun sürebilir. (Burada, ABD tahvillerinin, uluslararası yatırımcılar için zaman zaman ‘güvenli liman’ özelliği taşıdığını da belirtmek gerekir. Dünya’da herhangi bir konjonktürel gerginlik ya da farklı bir olumsuzluk yaşandığında, bu tahvillere talep artabilir; bu da, değerlerinin yükselmesine, yani faizlerinin düşmesine neden olabilir.)

Burada, derdine yanması gereken, bizim gibi gelişmekte olan ülkelerdir. ABD’de faizler yüksek seyrettikçe, uluslararası fonları çekmek için, bizim daha yüksek faizler ödememiz gerekebilir. Türkiye özelinde, bir de yüksek enflasyonu düşününce, ve tabii hükümetin faiz söylemlerini, bizim faiz hikayemiz nasıl seyredecek bu yıl, ben de çok merak ediyorum doğrusu.

Paylaşın
Paylaşın
E-posta ile takip edin
Facebook\\\\\\\\\\\\\\\
Twitter\\\\\\\\\\\\\\\
LinkedIn\\\\\\\\\\\\\\\
Google+\\\\\\\\\\\\\\\
http://www.serinadericiyan.com/2018/02/07/bir-amerika-hikayesi-fed-tahviller-borsalar/

4 yorum

  1. Cok eglenceli bir yazi olmus, eline saglik. ABD’de neler olurken Avrupa Birliginde de neler oluyor yazsana… Onlarda faizleri sifira indirdi, ayrica sorunlu AB ulkeleri, PIIGS ekonomileri gibi…
    Senin kaleminden okumak cok guzel.

    Sevgiler

    1. Çağatay, inan, ben de yazmaya başlarken, hem FED hem AMB’yi anlatmaya niyetliydim. Ancak, baktım çok uzun oluyor, AMB’den vazgeçtim 🙂
      Sorunlu AB ülkeleriyle birlikte, AMB’nin hikayesi iyi fikir. En kısa zamanda… 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir