OCAK 2018 ENFLASYONU VE ÖNÜMÜZDEKİ AYLAR

Paylaşın
E-posta ile takip edin
Facebook\\\\\\\\\\\\\\\
Twitter\\\\\\\\\\\\\\\
LinkedIn\\\\\\\\\\\\\\\
Google+\\\\\\\\\\\\\\\
http://www.serinadericiyan.com/2018/02/05/ocak-2018-enflasyonu-onumuzdeki-aylar/

Bugün (3 Şubat) Ocak 2018 enflasyon verileri açıklandı. Yıllık enflasyon, Ocak’ta %10,35 oldu ve beklentilerimizi yanıltmayarak, Aralık ayındaki rakama göre, 1,5 puandan fazla düştü.

Oysa, çekirdek enflasyona baktığımızda, geçen ayki %12,28 olan yıllık rakam, bu ay %12,31 oldu. Yani, kabaca aynı kaldı diyebiliriz, ki bu bile sevindirici mi desek bilemiyorum, çünkü aylardır, yükselen bir trend izliyordu. (Küçük bir not: Çekirdek enflasyonun, birbirine benzeyen, birden fazla göstergesi var; diğer göstergelerde bir önceki ayın rakamlarına göre çok minik düşüşler var.)

Peki, TCMB’nin kendi ifadesiyle ‘sıkı duruş’unun, enflasyonu düşürmede ne derece etkili olduğunu anlatan esas gösterge kabul ettiğimiz ‘çekirdek enflasyon’ neden düşmüyor?

Bu soruya en kısa cevap şu: çünkü, aslında enflasyon düşmüyor; tüketici enflasyonunda gördüğümüz 1,5 puanlık düşüş, geçici faktörlerin etkisi.

Bunların biri matematiksel etki: baz etkisi; zira geçen yıl Ocak ayında, aylık enflasyon %2,46 gibi çok yüksek bir rakamdı; oysa bugün açıklanan verilerde, Ocak 2018’in aylık enflasyonunun %1,02 olduğunu gördük. Dolayısıyla, yıllık enflasyon düştü.

Diğer geçici etki de, gıda fiyatlarında gördüğümüz düşüş, özellikle de sebze-meyve fiyatlarındaki düşüş, ki malum, çekirdek enflasyon hesabında bunlar yok. (Çekirdek enflasyonla ilgili detaylı bilgi için tıklayın.) Sebze-meyvenin yıllık enflasyonu Ocak’ta ‘eksi’ye bile dönmüş. Lakin, Allah korusun, Şubat ayında olağanüstü olumsuz iklim koşulları yaşayacak olursak, sebze-meyve fiyatları hemen ciddi yükselişler gösterebilir.

Yani anlayacağımız, enflasyonun, TCMB tarafından kontrol altına alınabilecek boyutu olan talep ve maliyet taraflarında henüz enflasyona olumlu etki yapacak iyileşmeler görmüyoruz. Üretimde ithal hammadde bağımlılığımız nedeniyle, kur artışları maliyeti arttırdığı için, fiyatlar da hızlı yükseliyor. Tüketici talebinin zayıf olduğu dönemlerde, üreticiler bu maliyetleri fiyatlara yansıtmakta zorlanırlar; en iyi ihtimalle, kısmen yansıtırlar. Oysa artık, talep de iyi seviylerde (yüksek büyüme rakamlarından da anlaşıldığı üzere); dolayısıyla fiyatlar, talep baskısıyla daha kolay yükseliyor. Bunların sonucunda da, çekirdek enflasyon düşmüyor bir türlü, hatta bu ay yükselmedi diye seviniyoruz neredeyse.

Tüm bu teknik açıklamaların yanı sıra, işin bir de davranışsal boyutu var ki, Türkiye’de, zannımca, değiştirmesi en zor olanı: bizlerin enflasyonla ilgili gelecek beklentileri. Neticede, yaşı 35’in üzerinde olan hiçbir Türk vatandaşı, 90’lı yılların tamamında, 2000’lerin de ilk yıllarında, ortalama yıllık %60-70’ler civarında seyreden enflasyonu ve bu seviyedeki bir enflasyon ortamında hayatını sürdürme çabasını unutamıyor, değil mi? Travmamız var yani, geçmişten gelen. Zaten çoğumuz, uzun yıllar boyunca, enflasyonun düşmekte olduğuna ikna olmamıştık; bu yüzden de, yüksek enflasyon ortamını hazırda bekliyorduk; zemin müsait olunca da hemen ‘kabullendik’. Bizim beklentilerimizin ne önemi var ki enflasyonda? Çok önemi var aslında, çünkü tüketim ve fiyatlama davranışlarımızı etkiliyor. Yüksek enflasyon beklentisi topluma hakimken, tüketiciler, taleplerini öne çekerler, ‘fiyatlar yükselmeden alayım’ düşüncesiyle; bu talep de, fiyatları daha hızlı yukarı iter. Şirketler de fiyatlarını arttırmaya daha meyillidirler enflasyon beklentileri yüksekken. Benzer davranış eğilimleri, sadece yüksek enflasyon beklentisiyle değil, kurların yükselme beklentisi varken de geçerlidir ülkemizde.

Peki ne yapsak?

  1. TCMB, maliyet enflasyonuyla başa çıkmak için, döviz kurlarının oynaklığını azaltacak adımlar atsa… Burada, altını çizmek istediğim nokta, kurun seviyesini değil, dalga boyunu düşürme ihtiyacı.
  2. TCMB, tüketimi gerektiği ölçüde kontrol altına alabilecek önlemler alsa… Faiz arttırımıysa, faiz arttırımı, direnmenin anlamı yok, sonra başımıza daha büyük dertler açılıyor.
  3. Hükümet, uyguladığı maliye politikası ile TCMB’nin ‘sıkı’ para politikasını desteklese… Yani tüketimi körükleyecek adımlar atmasa ama seçime 1,5 yıl ya da kimbilir belki daha az kala, bu ne kadar mümkün bilemiyorum.
  4. Son olarak da, TCMB ve Hükümet, hem aksiyonlarıyla, hem de sözlü yönlendirmeleriyle ve ikisinden de daha önemlisi belki, enflasyonu düşürme konusunda, aralarındaki eylem ve söylem uyumu ve kararlılıklarıyla, enflasyonun düşeceğine hepimizi ikna edebilseler…

Son söz: bu resim çerçevesinde, önümüzdeki dönemde TCMB faizler konusunda ne yönde adımlar atar? Kuvvetle muhtemel, önümüzdeki birkaç ay daha, tüketici fiyatları enflasyonu (manşet enflasyon) düşmeye devam edebilir. Ancak, çekirdek enflasyonda da aynı düşüşü görüp göremeyeceğimiz daha kritik. Eğer çekirdek enflasyonda arzu edilen düşüşü göremezsek, en iyimser yaklaşımla, TCMB’nin para politikasını ‘gevşetmemesi’, yani faizleri düşürmemesi gerekebilir. Oysa, manşet enflasyonda göreceğimiz olası düşüşler, özellikle Hükümeti iştahlandırarak, faiz indirim beklentisi yaratabilir. İşin kötüsü, bu beklenti kamuoyu önünde dillendirilirse, TCMB bir kez daha arada kalarak zor günler yaşayabilir. İzleyip göreceğiz…

Not: her yılın Ocak ayında olduğu gibi, bu Ocak’ta da, TÜİK enflasyon hesabına konu olan mal ve hizmet sepetinde bazı değişiklikler yaptı. Bu değişiklikler içinde, benim dikkatimi en çok çeken, ‘Gıda ve Alkolsüz İçecekler’ ana harcama grubunun ağırlığının %23,03’e yükselmesi (önceki yıl %21,77). Olumlu bir durum. Neden olumlu olduğunu, başka bir sefere, enflasyon nasıl hesaplanır konusu altında detaylı ele alalım.

 

Paylaşın
Paylaşın
E-posta ile takip edin
Facebook\\\\\\\\\\\\\\\
Twitter\\\\\\\\\\\\\\\
LinkedIn\\\\\\\\\\\\\\\
Google+\\\\\\\\\\\\\\\
http://www.serinadericiyan.com/2018/02/05/ocak-2018-enflasyonu-onumuzdeki-aylar/

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir