PERŞEMBE GÜNÜ GELECEK BÜYÜME RAKAMLARINA HAZIRLANALIM

Paylaşın
E-posta ile takip edin
Facebook\\\\\\\\\\\\\\\
Twitter\\\\\\\\\\\\\\\
LinkedIn\\\\\\\\\\\\\\\
Google+\\\\\\\\\\\\\\\
http://www.serinadericiyan.com/2018/03/27/persembe-gunu-gelecek-buyume-rakamlarina-hazirlanalim/

29 Mart Perşembe günü, 2017 son çeyrek büyüme rakamları açıklanacak. Böylece 2017 yılını nasıl bir büyüme oranıyla bitirdiğimizi göreceğiz. Gerçi bugün Başbakan “2017 büyümesi %7-7,5 arasında olacak” dedi ve uzman tahminleri de aynı yönde.

Biz, veri öncesinde, büyümeyi ve alt detaylarını nasıl okumamız gerektiği ile ilgili bazı hazırlıklar yapalım.

Ekonomik büyüme ya da sadece büyüme, bir ülkenin Gayri Safi Yurt İçi Hasılasındaki (GSYH) yıllık reel artışı gösterir. GSYH ise, belli bir dönemde, ülkede üretilen tüm mal ve hizmetlerin yarattığı toplam katma değerdir. Yani kısaca, GSYH demek, üretim demek; sadece mal değil, aynı zamanda hizmet üretimi. Çalışan herkes, mutlaka bir şey ürettiği ve bir katma değer yarattığı için, GSYH’ye, dolayısıyla büyümeye katkıda bulunur.

GSYH ve Büyüme geç açıklanan verilerdir. Üçer aylık dönemler bazında hesaplanır ve her çeyreğin verisi, bir sonraki çeyreğin sonuna doğru açıklanır. Hatta, önceki dönemlerin rakamları da, genellikle bir yıl geriye giderek, küçük revizyonlara uğrar.

Büyüme, güncel (cari) fiyatlarla hesaplanmış GSYH’deki artış olarak hesaplanırsa, büyüme rakamları suni bir şekilde şişik çıkar. Neden? Çünkü fiyatlarda, enflasyon kadar artış var. O zaman, gerçek büyümeyi hesaplamak için, GSYH’yi enflasyondan arındırmak gerekir. TÜİK bu arındırma işlemini, şimdi burada detayına hiç giremeyeceğim, istatistiki bir yöntemle yapar ve büyüme diye ortalıkta konuşulan rakamlar, işte bu arındırılmış GSYH’deki artıştır. Cari fiyatlarla hesaplanan GSYH’deki artış hiç konuşulmaz; çünkü o zaten büyüme değildir.

Büyümede, bir de mevsimsellik meselesi vardır. Mesela, hangi yılın GSYH rakamlarına bakarsanız bakın, üçüncü çeyrekteki GSYH’nin, yılın en yükseği olduğunu görürsünüz. Neden? Çünkü tarımda hasat mevsimi, turizmin en canlı olduğu dönem, okullar açılıyor vb. nedenler var. Dördüncü çeyrekte GSYH düşer. O zaman, dördüncü çeyrek büyümesini hesaplarken, GSYH’nin üçüncü çeyreğe göre artışına bakarsak, hep düşüş görmemiz lazım. Biz de ne yaparız? Her çeyreğin büyümesini, GSYH’deki bir önceki yılın aynı çeyreğine göre artışa bakarak hesaplarız. (Gerçi, artık mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış GSYH de hesaplıyor TÜİK; ama şimdi oraya hiç girmeyelim, yaygın kullanılan uygulamalarla sınırlı kalalım.)

GSYH üç farklı yöntemle hesaplanır, üçü de aynı sonucu verir.

Üretim Yöntemi – Harcama Yöntemi – Gelir Yöntemi

TÜİK’in kullandığı temel yöntem üretim yöntemidir. Diğer yöntemlerle yapılan hesaplamalar, istatistiki olarak buna göre uyarlanır.

Üretim yönteminde, ekonomideki tüm üretici birimlerin, belli bir dönemde ürettikleri mal ve hizmetlerin toplam değerinden, üretimde kullandıkları girdiler düşülerek hesaplama yapılır. Bu yöntemin detayları, biz bu verileri anlamaya çalışanlara, sektörel bazda üretimle ilgili bilgi vermesi açısından önemlidir.

Harcama yönteminde, ekonomide yapılan tüm tüketim ve yatırım harcamaları ile ihracatla ithalat arasındaki fark (net ihracat) toplanır. Yöntemin ana fikri şudur: ülkede üretim yapılıyorsa, tüketim de yapıldığı içindir. Yani, tüketimden yola çıkarak, üretime ulaşma yöntemidir. Eğer tüketim ile üretim arasında bir fark varsa, bu fark da stoklardaki değişim olarak kabul edilir. Bu yöntemin detayları, ekonominin pek çok alanında neler olup bittiği ile ilgili bilgi vermesi açısından çok önemlidir ve en çok incelenen yöntemdir. Bu yüzden, biz de bunu biraz daha açacağız. (Gelir yönteminin detaylarına pek bakılmaz, o yüzden onu pas geçiyoruz.)

Harcama Yöntemi

Y = C + I + G + (X – M)

Bu formül, harcama yönteminin basit ama çok önemli formülüdür ve eğitim hayatında ekonomiyle ilgili bir ders almış herhangi birine tanıdık gelecektir. Formülü açarsak;

Y = GSYH

C = Hane Halkı Tüketim Harcamaları (bireylerin yaptığı her türlü tüketim harcaması)

I = Kamu ve Özel Sektör Yatırım Harcamaları (2016 3.çeyrek verilerine kadar, kamu ve özel sektör yatırımlarını ayrı ayrı görebiliyorduk, artık göremiyoruz. Bir süre sonra yine görebilecekmişiz, TÜİK öyle söylüyor. Moody’s son not indirimi açıklamasında bu istatistiki hesaplama konusuna bile değindi, düşünün artık.)

G = Kamunun Tüketim Harcamaları

X = Mal ve Hizmet İhracatı

M= Mal ve Hizmet İthalatı

Şimdi Türkiye’de, bunların her birinin GSYH’deki payını, 1998-2016 yılları ortalaması olarak görelim.

Grafikte de görüldüğü üzere, GSYH içindeki en yüksek pay, hane halkı tüketim harcamalarında; yani, en çok biz harcayınca ülke büyüyor. Halbuki biz ne istiyoruz? İhracatla büyüyelim istiyoruz. Neden? Çünkü üretimde ithal ham madde bağımlısı olduğumuz için, iç tüketimle büyüdüğümüzde, cari açık da büyüyor. Büyümenin faydası, ağzımızdan burnumuzdan geliyor, tadını çıkaramıyoruz. Halbuki, ihracat ağırlıklı büyüsek, büyüdükçe cari açığımız da büyümez. Bu arada, grafikte gördüğümüz, net ihracatın ‘eksi’ olma durumu, bizim meşhur cari açığımızı temsil ediyor.

İç tüketimle büyümenin tek zararı cari açığı arttırması değil; aynı zamanda enflasyonla da baş etmek zorunda kalıyoruz. Çünkü iç tüketimin yarattığı yüksek talep, fiyatları da yukarı itiyor ve talep kaynaklı yüksek enflasyon yaşıyoruz.

Tabii, ihracat kadar, yatırım harcaması da çok sevdiğimiz, arzu ettiğimiz bir şey. Ama ne yazık ki, bilhassa özel sektör yatırımları son yıllarda pek kötü gidiyor. 2017 yılının 2.ve 3.çeyreklerinde yatırım harcamalarında güzel artışlar gördük; ama ne kadarı kamudan ne kadarı özelden geliyor bilemiyoruz. Belki Perşembe günkü veri, bu kırılımla  çıkar karşımıza; ne güzel olur öyle olsa…

Son olarak, Perşembe günü 2017 rakamlarını karşılamadan önce, bir de, önceki yıllar büyüme oranlarımıza bakalım.

Grafikte gördüğümüz üzere, Türkiye’nin büyümeyle ilgili temel problemi, bir türlü istikrarlı bir büyüme trendi yakalayamamasıdır. Birkaç yıl iyi büyüdükten sonra, kafamıza bir darbe alırız. Bu, bazen tamamen bizden kaynaklanan bir durum olurken, bazen de yurt dışı kaynaklı olur. Ama 5 yıllık ortalamalara bakarsak, ülkemizin genellikle %4 ila %7 arasında büyüdüğünü görürüz. İşte bu yüzden, Türkiye’nin potansiyel büyüme oranı %5 kabul edilir. %5’in altında büyüdüğümüzde, memnun olmayız; çünkü, her şeyden önce, işsizliği arttırır düşük büyüme.%5’in üstüne çıktığımızda da pek mutlu oluruz; zaman zaman yüksek büyümenin başımıza açtığı dertleri unutarak.

Paylaşın
Paylaşın
E-posta ile takip edin
Facebook\\\\\\\\\\\\\\\
Twitter\\\\\\\\\\\\\\\
LinkedIn\\\\\\\\\\\\\\\
Google+\\\\\\\\\\\\\\\
http://www.serinadericiyan.com/2018/03/27/persembe-gunu-gelecek-buyume-rakamlarina-hazirlanalim/

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir