BİZ BU BÜYÜME İÇİN NE BEDELLER ÖDÜYORUZ

Paylaşın
E-posta ile takip edin
Facebook\\\\\\\\\\\\\\\
Twitter\\\\\\\\\\\\\\\
LinkedIn\\\\\\\\\\\\\\\
Google+\\\\\\\\\\\\\\\
http://www.serinadericiyan.com/2018/03/29/biz-buyume-icin-ne-bedeller-oduyoruz/

Bugün 2017 son çeyrek büyüme rakamları açıklandı. 2017 yılında, 2016’ya göre %7,4 büyümüşüz. Sadece son çeyrek büyümesine baktığımızda, 2017 son çeyrekte, 2016’nın son çeyreğine göre %7,3 büyümüşüz. Üçüncü çeyrekte %11,1 büyümüştük ve efsane olmuştu, hatırlarsınız.

GSYH 2017 yılında ne kadar olmuş derseniz, 3,1 trilyon TL olmuş (cari fiyatlarla), ABD doları karşılığı da 851 milyar USD. Kişi başına düşen gelir, yani GSYH’nin toplam nüfusa bölünmesi ile bulunan rakam, 10.597 USD. Önceki yıl, 10.883 USD idi. Kur yükseldikçe dolar bazında fakirleştiğimizi zaten biliyoruz. Bunlar da bu acı gerçeğin rakamsal karşılığı; üstelik de, bu kadar güçlü büyüdüğümüz bir yılda.

Büyümenin alt kırılımlarına dair değerlendirmeleri yazının son bölümünde bulabilirsiniz. Ama biz önce bu büyüme rakamını bir sorgulayalım.

2016 yılında, yılın tamamındaki büyüme %3,2 idi; potansiyel büyümemizin oldukça altında bir büyüme, o yıl yaşanan malum nedenlerden dolayı. Peki nasıl oldu da hemen bir yıl sonra böyle yüksek bir büyüme elde ettik? İşte, şu anda yaşadığımız sıkıntıların çoğunun nedeni bu ‘hormonlu’ büyümenin arkasında gizli bana göre.

2016’nın üçüncü çeyreğinde yaşadığımız ekonomik daralma yani eksi büyüme nedeniyle, ekonomimiz kalıcı bir durgunluğa (havalı tabiriyle ‘resesyon’a) girmesin diye, hükümet birtakım önlemler aldı; bir teşvik paketi hazırladı.

Hazırlanan teşvik paketi içinde, en önemli uygulama ‘KGF Kredileri’ oldu. Nedir bu? KGF (Kredi Garanti Fonu), aslen, teminat yetersizliği nedeniyle banka kredisine erişemeyen şirketlere kefalet sağlayan, 25 yıl önce kurulmuş bir şirket. Ortakları, KOSGEB, TOBB gibi kamu kurumları ile kamu ve özel sektör bankaları.

2017’nin ilk aylarında, hükümet şu minvalde bir şey dedi: “Sevgili bankalarımız, siz, batar korkusuyla, kredi vermekten çekiniyorsunuz ya, çekinmeyin. Verdiğiniz kredilere Hazine Müsteşarlığı (yani devlet) kefil olacak. Bu kefaleti de KGF üzerinden sağlayacağız. Bu iş için 250 milyar TL tutarında bir limit tahsis ediyoruz. Buyurun, kullanın.” Elbette, bu uygulamada birtakım oransal sınırlamalar vardı. Ama biz şimdi o rakam detaylarına boğulmayalım.

Peki bu uygulama işe yaradı mı? Yaramaz mı! Bankalar peynir-ekmek gibi kredi verdiler. 2017 yılının sonuna geldiğimizde, bu kapsamda 200 milyar TL kredi vermişlerdi. İşte, 2017’deki parlak büyüme rakamımızı, büyük ölçüde, KGF kredilerine borçluyuz. Hani, iş insanları “abi, piyasada para yok” diye yakınırlar ya hep; işte bu sayede, 2017’de piyasada epey para vardı aslında.

KGF kredileri, doğrusu, oldukça yaratıcı bir uygulama. İlk etapta devletin bütçesinden hiç para çıkmıyor. Çünkü, devlet sadece kredilere kefil oluyor. Kredinin kaynağını bulmak, bankanın sorunu. Ama işte, sıkıntıların ilki bu noktada kendini gösteriyor. Türkiye’nin tasarruf konusunda ne kadar zayıf olduğunu, mevduat pastasının reel olarak büyümediğini, bankaların bilhassa Türk Lirası cinsinden mevduat bulmakta ne kadar zorlandığını biliyoruz. Kredilerde hızla gaza basılınca, o kredinin kaynağı olan mevduat da iyice kıymetlendi. Geçen yıl, KGF kredilerinin en hızlı seyrettiği dönemde, TL mevduat faizinin %16’ya kadar çıktığını gördük. TCMB istediği kadar faiz arttırımı yapmasın, bankalar kıyasıya mevduat rekabeti içinde, piyasa dışı faiz oranlarına çıkmak zorunda kaldılar. Kaynağın maliyeti bu kadar yüksek olunca, haliyle, kullandırılan kredilerin de faizi yüksek oldu.

Bir başka sıkıntı, bu kredilerin, ayırım yapılmadan, neredeyse isteyen tüm firmalara verilmesi oldu. Bu yüzden, bazı kötüye kullanımlar da yaşandı. Hani hep diyoruz ya, ‘gözü kapalı havaya ateş edildi’ diye, işte bunu kastediyoruz. ‘İşsizlik niye yeterince azalmadı bu kadar büyümeye rağmen’ diyoruz ya, işte bu bu yüzden. Bu yüzden, çoğumuz yeterince hissedemedik bu büyümeyi.

Özetle, 2017’nin güçlü büyümesinin ana ‘hormon’u KGF kredileri oldu.

Teşvik paketinde, bir başka önemli uygulama, beyaz eşya, mobilya ve konutta, Şubat ayından Eylül ayı sonuna kadar uygulanan vergi indirimleri oldu. Haliyle, bu ürünlerdeki tüketim hızlandı.

Şimdi, USD/TL kurunun 4’ü aştığı bugünlerde, biz bunun esas sorumlusu olarak yükselen cari açık ve enflasyonu işaret ediyoruz ya, işte bu yüksek cari açık ve enflasyon da, güçlü büyümenin karşılığında ödediğimiz bedeller aslında. Nasıl mı?

Büyüme demek, üretim artışı demek. Üretim artışı demek, bizim memleket için, daha çok girdi ithal etme zorunluluğu demek. Yani cari açığın da, ekonomiyle birlikte büyümesi demek.

Büyüme demek, üretim artışı demek. Üretim artışı, tüketim artışıyla gelir; üstelik, vergi indirimleriyle ekstra teşvik edilen bir tüketim artışı. Tüketim artışı da talep enflasyonu demek; yüksek kurun yarattığı maliyet enflasyonuna ek olarak bir de. Bir başka deyişle, biz 2013’ten beri değer kaybeden Türk Lirasının neden olduğu maliyet enflasyonuna, 2017’de bir de talep enflasyonunu ekledik. Bu yüzden, enflasyonda %13’e yaklaşarak uzun yıllar rekorunu kırdık. Bu arada, yüksek döviz kurunun maliyet enflasyonu yaratmasının nedeni de, üretimde ithal girdi bağımlılığımız yine.

Bütün bu olup bitene ek olarak, bir de TCMB’nin üstünde baskı kurarak sıkı para politikası uygulamasını engelledik; her ne kadar TCMB ısrarla öyle yaptığını söylese de. Hem içeride, hem yurt dışında TCMB’nin kaybolan itibarı da cabası.

Büyüme, bir ülke için en önemli ekonomik göstergedir. Büyümenin durduğu bir ülkede, geri kalan her şey boştur. Ama biz Türkiye’de çok uzun yıllardır, 80’lerde, 90’larda, şimdilerde, şu hataya düşüyoruz: ‘Büyüyelim de, nasıl olursa olsun, büyüyelim.’

Şimdi, %7,4’lük 2017 büyümesinin alt kalemlerine ait büyümelere ayrı ayrı bir bakalım:                                                                                                      Yılın Tamamı            Sadece 4.Çeyrek

Hane halkı tüketim harcamalarındaki artış            %6,1                                      %6,6

Kamunun tüketim harcamalarındaki artış              %5,0                                      %7,4

Yatırım harcamalarındaki artış                               %7,3                                      %6,0

Mal ve hizmet ihracatındaki artış                           %12,0                                    %9,3

Mal ve hizmet ithalatındaki artış                            %10,3                                    %22,7

Gördüğümüz üzere, hane halkı tüketim harcamaları 2017 yılında oldukça canlı seyretmiş. İşte yüksek büyümenin yarattığı talep enflasyonu dediğimiz şey bu. GSYH içindeki en büyük payın da hane halkı harcamaları olduğunu düşünürsek, büyümeye katkısı yüksek. Yani, büyüme sevmediğimiz yerden geliyor ağırlıklı.

Sevdiğimiz yer neresi? Tabii ki ihracatla büyüme. Yılın tamamına baktığımızda, ihracat az da olsa ithalatın üzerinde olduğu için, büyümeye küçük bir katkısı var. Ama ne yazık ki, sadece son çeyreğe baktığımızda, ithalattaki çok güçlü artış, ihracatın büyümeye katkısını silip süpürmüş. İşte bu da, ‘2017’nin ikinci yarısından itibaren cari açık korkutucu düzeyde artmaya başladı’ dediğimiz şey.

Çok sevdiğimiz ihracattaki büyüme de memnuniyet verici, en azından önceki birkaç yıla kıyasla. Ne yazık ki, ithalattaki büyüme daha yüksek olduğu için, net ihracatın büyümeye katkısı negatif olmuş.

Diğer kalemlere de bir göz attığımızda, kamunun tüketim harcamalarının yıllık %5 büyüdüğünü görüyoruz. Bu kadar devlet teşviki varken, bu rakam az bile. Zaten sadece son çeyreğe baktığımızda, bu kalemdeki artış %7,4.

Tabii devlet teşvikleri aynı zamanda yatırım harcamalarına da yansımış. Yatırım harcamaları yıllık %7,3 büyümüş. Normal şartlarda, bu rakama çok sevinmemiz lazım. Ama ben o kadar da sevinemiyorum. Zira, bu rakamın ne kadarı, devletin yatırım harcamalarından geliyor, ne kadarı özel sektörden geliyor, göremiyoruz. Keşke çoğu özel sektörden kaynaklanıyor olsaydı ama hiç sanmıyorum.

Son söz: son günlerde açıklanan ve çokça konuşulan, 2018 yılı teşvikleri bir miktar daha umut vadediyor. Çünkü bu kez, belli hedeflere odaklı ve daha seçici teşvikler uygulanacağı söyleniyor. Temel amaç, çoğu derdimizin kaynağı olan ithal girdi kullanımını azaltmak. Daha önce de söylediğim üzere, layıkıyla ve sabırla uygulanması ve uzun sürecek de olsa, sonuçlarını bir noktada görebilmek, en büyük dileğim.

Paylaşın
Paylaşın
E-posta ile takip edin
Facebook\\\\\\\\\\\\\\\
Twitter\\\\\\\\\\\\\\\
LinkedIn\\\\\\\\\\\\\\\
Google+\\\\\\\\\\\\\\\
http://www.serinadericiyan.com/2018/03/29/biz-buyume-icin-ne-bedeller-oduyoruz/

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir