Bugün Şubat ayı dış ticaret verileri açıklandı. Ocak-Şubat toplamında dış ticaret açığımız 14,8 milyar USD; geçen yılın aynı dönemindeki açık, 8,1 milyar USD idi.
İlk iki aylık ihracatımız geçen yılın aynı dönemine göre %9,8 artışla 25,6 milyar USD; ithalatımız ise %28,8 artışla 40,5 milyar USD oldu.
Sadece Şubat ayına bakarsak, ihracat 13,2 milyar USD, ithalat 18,9 milyar USD, dış ticaret açığı da 5,8 milyar USD oldu.
Ben artık, cari açıktaki artış, ithalattaki kötüleşme vb. üzerine kaygılarımı dile getirmekten sıkıldığım için, bu kez dış ticaret verilerine iyimser taraftan bakmak için kendimi zorladım. Sizlerle de bu iyimser notlarımı paylaşacağım.
Dedik ki, sadece Şubat ayında dış ticaret açığı 5,8 milyar USD. Evet, bu rakam geçen yılın aynı ayına göre %54 artmış, ve evet, biz bu rakamları hep, bir önceki yılın aynı ayına ya da dönemine göre kıyaslarız. Ama ben, izninizle, bir önceki aya, Ocak ayına, hatta daha önceki aylara da bakmak istiyorum.
Ocak’taki dış ticaret açığımız 9,1 milyar USD idi. Aynı ay, cari açığımız da 7,1 milyar USD olmuştu. (Cari denge rakamları hizmetler dengesini de kapsadığından, turizm gelirlerimiz cari denge rakamları içinde yer almakta; oysa dış ticaret verileri, sadece mal ihracatı ile mal ithalatını kapsamaktadır. Dolayısıyla, cari açığımız her zaman dış ticaret açığına kıyasla daha küçük bir ‘açık’tır.)
Ocak’ta bu korkunç yüksek ‘açık’ rakamlarından sonra, Şubat’taki 5,8 milyar USD’lik dış ticaret açığı nispeten alışkın olduğumuz seviyelerde. Üstelik de, geçen yılın Nisan’ından beri gördüğümüz en düşük dış ticaret açığı.
Bugün Şubat ayı turist sayısı da açıklandı. Şubat’ta 1,53 milyon ziyaretçi gelmiş ülkemize; geçen yılın Şubat ayından %31,7 daha fazla. İlk iki aydaki turist sayısı 3 milyon kişiye ulaşmış; geçen yılın ilk iki ayına göre %35 daha fazla.
Turizmdeki bu umut verici gelişmeyi de dikkate alarak, 11 Nisan’da açıklanacak olan Şubat ayı cari açık verisini, geçen Ekim ayından beri ilk kez 4 milyar USD civarında görme ihtimalimiz olabilir. (Kabul ediyorum, hala çok yüksek.)
Avrupa Birliği’ne olan ihracatımız, yılın ilk iki ayında %23,4 artmış. AB’nin toplam ihracatımız içindeki payı da geçen Ocak-Şubat’taki %46,4’lük değerinden, %52,1’e yükselmiş böylece. Bu bizim için oldukça önemli bir veri. Zira, paylardan da anlaşıldığı üzere, AB bizim en önemli ihracat pazarımız ve malum, yıllardır zor durumdalar. ‘Türk Lirası bu kadar değer kaybederken, neden ihracatımız daha çok artmıyor’ sorusunun birden fazla cevabı var ama önemli bir tanesi, ihracat pazarlarımız, özellikle AB ekonomilerindeki kötü gidişat. Şimdi bunun yavaş da olsa olumluya dönmesi iyi haber.
Yılın kalanı için nasıl bir seyir olabileceğine dair beklentiler de şöyle: yılın ortasına kadar, geçen yılın ilk yarısındaki düşük seviyelerin yarattığı baz etkisi nedeniyle, dış ticaret açığında geçen yıla göre yükselişler görmemiz, kuvvetle muhtemel. Ancak, baz etkisi, yılın ikinci yarısından itibaren terse döneceğinden, ikinci yarıda daha makul yıllık ‘açık’ seviyelerine inmemiz beklentisi yüksek.
Ayrıca, bu yılın büyüme rakamlarının geçen yılki %7,4’lük güçlü büyümeye göre daha düşük seviyelerde (%4-5 civarı) olması beklentisi, doğal olarak, daha ılımlı bir ithalat artışını gerektiriyor; her ne kadar ilk iki ay bunu henüz görememiş olsak da. Tüketim malları ithalatındaki artış hızının Ocak’taki %35’lik oranından, Şubat’ta %10’a gerilemesi, tüketimin de kademeli olarak hız kesmeye başladığını gösteriyor.
Geçen yıldan beri sürekli gündemimizde olan altın ithalatına değinmeden olmaz. Altın ithalatı, Şubat ayında da, biraz hız kesmekle beraber, devam etmiş: 1,1 milyar USD. Böylece, yılın ilk iki ayındaki toplam altın (ve diğer kıymetli madenler) ithalatımız 3,5 milyar USD’ye ulaşmış bile. Üstelik de aynı kalemdeki ihracatımız, ilk iki ayda sadece 658 milyon USD; geçen yılın aynı döneminin neredeyse üçte biri. Bu yıl altında net ihracatçı olabileceğimize dair, yılın başlarında yaptığım yorumlar, şimdiden yalan mı oldu yani !!!