ANILARIMLA ’94 KRİZİ, 5 NİSAN KARARLARININ YIL DÖNÜMÜNDE

Paylaşın
E-posta ile takip edin
Facebook\\\\\\\\\\\\\\\
Twitter\\\\\\\\\\\\\\\
LinkedIn\\\\\\\\\\\\\\\
Google+\\\\\\\\\\\\\\\
http://www.serinadericiyan.com/2018/04/05/anilarimla-94-krizi-5-nisan-kararlarinin-yil-donumunde/

Bugün 5 Nisan Kararları’nın 24.yıl dönümü: ’94 krizini bitiren değil ama tahribatını ortadan kaldırarak ekonomiyi rayına sokmaya çalışan kararlar, o zamanki rayına…

Piyasalardaki krizi bitiren neydi, daha doğrusu yangını söndüren? Yıllık basit %200 (yazı ile iki yüz) faizli, üç ay vadeli ‘Süper Bono’; yani paranıza üç ayda net %50 faiz kazandıran bono (o zaman vergi de yoktu bonolarda).

Nasıl geldik o noktaya peki? Anılarımdan yola çıkarak anlatmaya çalışacağım. Detaylarda minik yanlış hatırlamalar olabilir, ama beni tanıyanlar bilir: hafızama güvenebilirsiniz, yüzde yüz olmasa da, büyük oranda. (Rakamları ve tarihleri, kaynaklardan kontrol ederek yazdım, merak etmeyin.)

Üniversiteyi bitirdikten hemen sonra çalışmaya başladığım bankada, eğitim sürecini tamamladıktan sonra 1 Mart 1993 günü Hazine bölümünde çalışmaya başlamıştım. Bono masasında çalışıyordum.

1993 yılında, Türkiye’de enflasyon yıllık %71 (yetmiş bir). Yine 1993 yılında, Hazine Bonosu ihalelerinde, ortalama faiz, üç aylık bonolarda, yıllık basit %67, bileşik %85,8; altı aylık bonolarda da yıllık basit %73,3, bileşik %86,80. (O yıllarda en çok satılan bonolar da üç ve altı aylık vadeliler; zaten en uzun vade de bir yıl.) Yani, o dönemde, %9 civarında bir reel faiz söz konusu. Üstelik de, yüksek faiz seviyelerine rağmen (aslında reel faiz, bu seviyeler için hiç de yüksek değil bence), faizlerdeki dalgalanma oldukça düşük; kabaca 3-4 puanlık bir bantta gidip geliyor.

Fakat, Ekonomi Profesörü olan Tansu Çiller başbakanlığında dönemin hükümeti, bu faiz seviyelerini çok yüksek bulduğu için, faizin aslında neden yüksek olduğu gibi cevabı çok basit bir soruyu kendilerine sormaksızın, faizleri, keyfi olarak, öylesine düşürmeye karar veriyorlar.

İlk sıkıntı TCMB yönetiminde yaşanıyor. Dönemin TCMB Başkanı Rüşdü Saraçoğlu 2 Ağustos 1993’te istifa ediyor; galiba yönetimden birkaç kişi daha. Yerine Bülent Gültekin atanıyor, ki o da 5 ay civarı bu görevde kalıyor; sonrasında Yaman Törüner geliyor TCMB Başkanlığına.

1993 yılının sonbaharına geldiğimizde, o dönem Hazine Müsteşarı olan Osman Ünsal, bir Uzak doğu seyahatinden dönerken, uçakta şu meşhur açıklamayı yapıyor: “çantamda parayla geliyorum”. (Kelimeler bire bir böyle olmayabilir, ama mesaj bu.) Yani, olay şu noktaya geliyor: borcu dışarıdan bulmuşlar, iç borçlanmaya ihtiyaç yok, bono ihalelerinde bu kadar yüksek faiz vermeye de hiç gerek yok.

İşte bu noktada, meşhur ihale iptalleri başlıyor. O yıllarda, her Çarşamba günü bir ihale yapılırdı ve ihalede satılan bononun ihraç tarihi bir sonraki Çarşamba olurdu. Saat 12:00’a kadar teklifleri gönderirdik. Olağanüstü bir durum yoksa, birkaç saat içinde de sonuçlar açıklanırdı.

Fakat, artık devletin iç borçlanmaya o kadar da ihtiyacı yok ya (!), onlar da yatırımcıları, yüksek faiz talep ettikleri için cezalandırmak amacıyla ve hatta düşük faize razı gelmeyi öğrensinler diye, belki ‘terbiye etmek’ amaçlı olsa gerek, ihaleleri iptal etmeye başlıyorlar. 3 Kasım, 10 Kasım, 1 Aralık, 8 Aralık, 22 Aralık tarihlerindeki bono ihaleleri iptal ediliyor. (Ben bu iptaller üst üste beş hafta yaşanmıştı diye hatırlıyorum, ama verileri yeniden incelediğimde, bu iki aylık dönemde, arada üç kez, ihalelerde bono satıldığını gördüm.)

8-9 aylık bir ‘Bonocu’ olarak, olup bitenleri şaşkınlıkla izliyordum. Elimizde, müşteriye satacak, repo yapacak bono iyice azalmış, durumu kurtarmak için çıkış yolu arıyoruz. Sadece biz değil elbette, tüm piyasa aynı durumda. Vadesi dolan bonoların yerine bono satılmayınca, bankalar, şirketler, şahıslar, tüm yatırımcılar, ellerinde Türk Lirasıyla kalakalıyorlar. İptal edilen beş ihalede toplam teklif tutarı, zamanın parasıyla, 8,5 trilyon ESKİ TÜRK LİRASI. Nereye gidecek peki bu para?

Elbette ki dövize gidecekti. Yanlış hatırlamıyorsam, dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel bile uyarmıştı, serseri para dövize gider diye. O kadar net yani aslında durum.

1994 yılına başladığımızda, USD/TL kuru 14.500 idi eski Türk Lirası cinsinden. O zamanlar Türkiye’de sabit kur rejimi uygulanıyor. Yani kurun seviyesini TCMB belirliyor. Her akşam saat 17 civarı TCMB’de bir toplantı yapılıyor ve ertesi günkü TCMB döviz kurları açıklanıyor. Ertesi gün de piyasa kurları bu belirlenen seviyede gerçekleşsin diye, ne gerekiyorsa yapılıyor, doğrudan müdahale, faiz artışı vb.

Ancak, dövize talep o kadar yüksek ki, kuru tutmak ne mümkün! İlk devalüasyon 26 Ocak 1994 gecesi geliyor; %13,6’lık günlük artışla USD/TL 17.200 oluyor (eski TL).

O akşamı hatırlıyorum. Biz bonocuların operasyonel iş yükü o dönemde fazla olduğu için, bütün Hazine’de en son çıkan ben olurdum genellikle. 26 Ocak’ta da öyle olmuştu, ama tek farkla: dövizciler tam kadro ekran başına kilitlenmiş oturuyorlardı. Çünkü normalde akşam saat 5’te açıklanan TCMB kurları hala açıklanmamıştı. Hatırladığım kadarıyla akşam 8-9 civarıydı, yorgunluktan bitkin bir halde, dövizcilere ‘iyi akşamlar’ deyip çıktım. Çıkarken beni uyardı arkadaşlar: “gitme, kal, tarihe tanıklık edeceksin” diye. Ama öyle yorgundum ki umursamadım, çıktım. Ertesi gün pişman olmuştum. Bu benim kariyerimin ilk devalüasyonuydu ne de olsa, o anı yaşamak isterdim doğrusu.

Piyasadaki çok fazla likiditeyi, TCMB kendi imkanlarıyla çekmeye çalışıyordu. Bir ya da iki haftalık Açık Piyasa İşlemlerinde faizleri %100-150 seviyelerine kadar yükseltmişti. Ama döviz talebi azalmıyordu. Bense üç basamaklı faizlere adapte olmaya çalışıyordum. Nereden bileyim, sonrasında uzun yıllar hep üç basamaklı faizlerle yaşayacağımı, hatta faizler %80-90 gibi iki basamağa düştüğünde burun kıvırıp ‘bu seviyeden bono mu alınır’ gibi tepkiler vereceğimi ve hatta tarihte iki kez dört basamaklı faiz bile göreceğimi.

İlk dört basamaklı faiz deneyimini yaşamam, fazla uzun sürmedi zaten. Nisan 1994’e geldiğimizde, yıla 14.500 seviyesinden başlayan USD/TL kuru, 6 Nisan 1994 günü 40.000’i görmüştü; faizler de %1000 (yazı ile bin) olmuştu, tam küsuratını hatırlayamıyorum. Sanırım o haftanın Cuma günüydü, hafta sonu nedeniyle gecelik işlemlerin üç gün olması, 100 liranızın Cuma’dan Pazartesi’ye 10 lira civarı faiz kazanmasını sağlıyordu; hesap makinelerimizden dumanlar çıkmaya başlamıştı.

Sonradan, yıllarca, krizden sonra bankacılığa başlayan arkadaşlara hava atmıştık, ‘biz bu faizlerin 1000 olduğunu gördük’ diye; ta ki havamız, 2001 krizinde %7000 faizle sönene kadar.

Bu arada, Hazine Bonosu ihaleleri ne alemdeydi derseniz, 1993 sonbaharında ihaleleri zevkle iptal eden hükümet, bu kez talep yetersizliğinden mecburen iptal ediyordu. Hatta birkaç ihaleye hiç ama hiç teklif gelmemişti, bildiğiniz sıfır yani.

Ekonomi yönetimi, tarihe ‘5 Nisan Kararları’ olarak geçen bir paket açıkladı. Bu paketin detaylarını madde madde yazacak değilim burada, her kaynaktan kolayca ulaşabilirsiniz. Ancak şunu söyleyeyim: her finansal kriz döneminde olduğu gibi, bu dönemde alınan kararların temel prensibi de ‘kemer sıkma’ olmuştur. Kemerleri sıkması gereken sadece devlet değil aynı zamanda vatandaştır. Hal böyle olunca, rahatsızlıklar artmış, ekonomik paketin sürdürülebilirliği azalmıştır. Keşke, keyfi faiz indirimleri yapmak yerine, kriz yaşanmadan önce, enflasyonu düşürmek amacıyla, böyle bir ekonomik paket uygulansaymış. O zaman hem herkesin ödemesi gereken bedel daha düşük olurmuş, hem de belki enflasyon kalıcı olarak düşürülür ve arzu edilen faiz düşüşü zaten kendiliğinden yaşanırmış.

Piyasalardaki yangın, 5 Nisan Kararlarıyla sönmedi elbette. Ekonomik paketler sonuçları orta/uzun vadede alınabilen tedbirler içerir. Oysa piyasalar, hızlı çözüm bekliyordu.

Hızlı çözüm, işte o meşhur Süper Bono ile geldi. Üç ay vadeli Hazine Bonosunu, yıllık basit %200, bileşik %400 ile sattılar. Daha anlaşılır rakamlarla, bu bonoyu alan yatırımcı 100 lirasını üç ay sonra 150 lira olarak geri aldı; o yıllarda bonoda vergi de yoktu. Bu bonolar ihale yoluyla satılmadı. Faizi önceden açıklandı ve halka doğrudan satıldı. Aracılık edenler de, sadece kamu bankaları ve İş Bankası oldu. Biz özel bankalar bu bononun ihraç haberini, haber ekranlarımızdan öğrendik. Tarih Mayıs 1994’tü, sanırım Mayıs’ın sonları.

200’lük süper bonoya çok yüksek talep geldi. USD/TL kuru biraz rahatladı. Öyle ki, Nisan’da 40.000’i gören USD/TL, 1994 yılını 38.000’le kapattı.

%200 bono faizini bir daha görmedik. Ama faizlerin yeniden iki basamaklara kalıcı olarak düşmesi, ancak 2000 yılında oldu.

’94 krizinde üç banka battı: Marmara Bank, Impexbank, TYT Bank. Şimdilerde bu bankaların ismin hatırlayanların sayısı çok azdır herhalde. Ben hiç unutamadım.

Bu arada, yatırım yapılabilir kredi notumuzu da 1994 krizinde kaybetmiştik, hani yeniden elde etmek için 19 yıl beklemek zorunda kaldığımız not. Gerçi onu da 3 yılda bir daha kaybettik ya neyse, konu şimdi o değil.

Özet olarak, %70 civarı bir enflasyon, %80’ler seviyesinde bir faiz ortamındayken, faiz düşsün diye dışarıdan yapılan suni müdahaleler, bizi, %100-200 seviyelerinde bir faiz ortamına yerleştirdi, hem de yıllarca. 1994 yılında enflasyon da %125 olarak gerçekleşti. Demek ki neymiş, öyle canımız isteyince, ekonominin dengesine çomak sokarsak, ağır bedeller ödermişiz. O zaman ne yapmalıymışız, canımızı sıkan her ne ise ekonomide, onu düzeltmek için yapısal önlemler alıp, ekonomi kendi dengesi içinde düzelene kadar sabırla uygulamalıymışız. Kıssadan hisse…

Paylaşın
Paylaşın
E-posta ile takip edin
Facebook\\\\\\\\\\\\\\\
Twitter\\\\\\\\\\\\\\\
LinkedIn\\\\\\\\\\\\\\\
Google+\\\\\\\\\\\\\\\
http://www.serinadericiyan.com/2018/04/05/anilarimla-94-krizi-5-nisan-kararlarinin-yil-donumunde/

2 yorum

  1. Serina hanım merhaba, HARUN ERYILMAZ ben, 1997 yılında Bahçekapı Yatırım”da başlayan ekipten. Halen yola devam. Antalya şubesindeyim. Yazılarınızı zevkle okuyorum. Ayrıca ekibimdeki genç arkadaşlara referans olması için, işin pratiğini anlamaları için paylaşıyorum. Çok faydalı yazılar. Dilerim iyisinizdir. Selamlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir