Bugün Mayıs ayı enflasyon rakamları açıklandı. Beklentilerin biraz üzerinde, TÜFE (tüketici fiyat endeksi) aylık bazda %1,62; yıllıkta da %12,15 yükseldi.
Geçen ay, yıllık enflasyon %10,85 idi.
Mayıs’ta, aylık artışlarda rekor, ‘giyim ve ayakkabı’dan geldi: %5,21. Mevsim itibariyle şaşırtıcı değil, malum yeni sezon geldi.
Benzinin pompa fiyatını da kapsayan, ‘ulaştırma’ grubundaki aylık artış %2,32. Benzin fiyatının geldiği noktayı biliyoruz zaten; bu da sürpriz değil. Ama tabii, benzinde fiyat artışı gerektiğinde ÖTV’yi düşürerek, mevcut fiyatı sabitlediğimiz için, önümüzdeki aylarda bu kalemin enflasyonu düşük çıkacak. (Bu otomatik vergi ayarlamasının ne kadar süreceğini bilmiyoruz elbette.)
En acısı ise, Mayıs gibi bir ayda, ‘gıda ve alkolsüz içecekler’ grubunun aylık enflasyonunun %1,45 olması. Sadece gıdaya bakarsak, %1,50. Bir karşılaştırma yapabilmek için, geçen yılın Mayıs ayına baktığımızda, bu gruptaki aylık enflasyonu -%0,55; sadece gıdanınkini ise -%0,74 olarak görüyoruz. Yani geçen Mayıs’ta gıda fiyatları düşmüş, ki mevsimsel olarak normal olan da bu aslında.
Enflasyonda ulaştığımız (ve hatta daha ulaşacağımız) yüksek seviyelerin temel sorumlusu kurlardaki artış. Ama gıdanın etkisini de yabana atamayız. Üstelik de, orada kur etkisi çok düşük; epeyce bir gıdayı sağdan soldan ithal ediyor olmamıza rağmen. Ramazan etkisi deniyor. Bunu, her şeyden önce ahlaki olarak kabul etmek çok zor; Ramazan geldi diye fiyatları artırmak !
Çekirdek enflasyonda da artış devam ediyor. B endeksi %12,77’ye geldi. Bu bize, hem kur etkisini, hem de talep kaynaklı fiyat artışlarını gösteriyor. Mevcut makroekonomik koşullar altında, önümüzdeki aylarda ekonominin mecburi bir yavaşlamaya gireceği kaçınılmaz (siyasiler ne kadar büyüme peşinden koşmak isteseler de). Bu durumda, fiyatların talep kaynaklı artış hızı bir miktar yavaşlayacak, biz daha az harcamaya başlayınca. Ama kur etkisini birkaç ay daha görmeye devam edeceğiz. (Çekirdek enflasyonla ilgili detay bilgi isterseniz tıklayın.)
Bir de, üretici fiyatları endeksine (ÜFE) bakalım, ama önce emniyet kemerinizi bağlayın, zira ÜFE’deki yıllık artış %20,16. En son 15 yıl önce, 2003 yılının Ağustos ayında ÜFE %20’lerin üzerini görmüş. ÜFE’deki bu korkunç artış, üretim maliyetlerindeki artıştan kaynaklanıyor. Yani, yine dönüp dolaşıp kur etkisine geliyoruz. Normalde, bu kadar yükselen ÜFE, üreticilerin bu artışları önümüzdeki aylarda tüketici fiyatlarına yansıtacaklarını gösterir. Ancak, talepte beklenen düşüş gerçekleşirse, bu yansımayı daha düşük ölçüde göreceğiz. İş dünyası için bir zorluk daha demek bu…
ÜFE demişken, kira artışlarından söz etmeden geçemeyeceğim. Biliyorsunuz, kanunen kira artışları yıllık ÜFE artışı baz alınarak yapılıyor. Gayrimenkul sektöründe, hem satış hem kiralamaların yavaşladığı böyle bir dönemde, eski kiracı olarak kiranıza %20 zam geldiğini düşünsenize… Bu devirde, eski değil yeni kiracı olmak avantajlı. Fikir versin diye, enflasyon sepetindeki kira kaleminde gerçekleşen artışı da söyleyeyim: yıllık artış %9,5; yılbaşından bu yana, 5 aylık artış da sadece %3,5. Diyorum işte, yeni kiracı olmak lazım.
Sonuç olarak, yaz aylarında manşet enflasyonu (TÜFE artışı yani) %14’lerde görmemiz çok mümkün. Ama ondan sonra bir miktar gerileyerek, yılı %11-12 arası bir seviyede kapatması bekleniyor. Bu gerilemenin temel nedenleri de, talep tarafının zayıflaması (biz daha az harcayacağız yani), geçen yıldan gelen baz etkisinin yılın son aylarında lehe dönmesi ve umarım kurun bir nebze sakinleşmesi olacak. Tabii, şu an düşünemediğimiz (ya da düşündüğümüz belki) başka gelişmeler olmazsa…
Bugün, yüksek enflasyona rağmen döviz kurları geriledi. Çünkü, geçen hafta Londra’da büyüklerimizin verdiği ‘enflasyon yüksek çıkarsa, 7 Haziran’da faizi bir kez daha artırırız’ sözüne istinaden, Perşembe günü TCMB’den bir faiz artışı geleceği beklentisi fiyatlanıyor. Ben o kadar da emin değilim bu artıştan…