STAGFLASYON MU? O DA NE?

Paylaşın
E-posta ile takip edin
Facebook\\\\\\\\\\\\\\\
Twitter\\\\\\\\\\\\\\\
LinkedIn\\\\\\\\\\\\\\\
Google+\\\\\\\\\\\\\\\
http://www.serinadericiyan.com/2018/07/06/stagflasyon-mu-da-ne/

Haziran ayı enflasyon rakamları yıllık bazda, tüketici fiyatlarında, %15,4, üretici fiyatlarında %23,7 olarak gerçekleşti.

Bu rakamların ne kadar yüksek olduğunu biliyoruz; bilmenin ötesinde her gün yaşıyoruz. Bu yüksek enflasyon rakamlarının sebebi, iki temel unsur: gıda fiyatlarındaki artış ve yüksek döviz kurları.

Enflasyonu yukarı iten bu iki temel unsura ek olarak, yüksek tüketici talebi de, fiyatların yükselmesinde etkili olmakta. İlk çeyrekte %11 artan hane halkı tüketim harcamalarının, ikinci çeyrekte bir miktar yavaşlaması beklenmekle birlikte, esas yavaşlamanın üçüncü çeyrekten itibaren hissedileceği aşikar.

Bir diğer deyişle, Türkiye’de hem maliyet kaynaklı enflasyon var, yüksek döviz kurları (ve Dünya’da artan enerji fiyatları) nedeniyle; hem de talep enflasyonu var, yüksek tüketim nedeniyle. Gıda fiyatlarındaki artışı ise, haftalardır, aylardır tartışıyoruz ama henüz bir çözüm bulamadık, fiyatı artan ürünleri ithal etmek dışında! Üstelik de, enflasyonun ana muhatabı olan TCMB’nin yapabileceği hiç bir şey yok bu gıda konusunda.

Üretici fiyatlarındaki enflasyonun, tüketici enflasyonunun çok daha üzerinde olması, bize neyi gösteriyor? Üreticilerin ve/veya perakendecilerin, maliyet artışlarını henüz tam olarak fiyatlara yansıtmadığını, önümüzdeki dönemlerde, yansıtma ihtimalleri olduğunu gösterir, normal şartlarda. Ancak, ülkemizin mevcut ekonomik ve finansal koşullarında, maliyet artışlarının tüketici fiyatlarına tam olarak yansıması için gerekli  olan güçlü talebi, önümüzdeki dönemde göremeyeceğiz; belki sadece kısmi bir yansıma olacak.

Bu çerçevede, zaten artan faiz oranları ve kurlarla, ayakta kalmakta zorlanan bazı işletmelerin, düşük iç talebin neden olacağı, satış hacmi ve karlılık daralması ile daha da zor duruma düşmesi beklenebilir.

Tüm bu gelişmeler bizi, önemli ölçüde yavaşlayan bir ekonomiye götürecek. Bu yavaşlamanın şiddeti ve süresinin ne kadar olacağı, içinde bulunduğumuz dönemde, cevabı en kıymetli soru.

Yavaşlamanın sonucu olarak, yüksek tüketimin neden olduğu talep enflasyonu azalacak, orası kesin. Ama talepteki bu azalma, enflasyonun bizi rahatlatacak seviyelere kadar gerilemesini sağlayacak mı? Zor duruma düşen şirketler, bankacılık sektörünün yaşadığı ve yaşayacağı sıkıntılar, artan işsizlik, tüm bu ödeyeceğimiz bedeller karşısında, ‘hiç değilse enflasyon düştü’ diyebilecek miyiz?

Bunun için, kurların da düşmesine ihtiyacımız var. Çünkü üretimde ithal ham madde bağımlılığımız nedeniyle, maliyet enflasyonunun düşmesi, kurlara bağlı.

Kurlar nasıl düşer peki? Yüksek cari açık ve dış borç, düşük TCMB döviz rezervleriyle (29 Haziran itibariyle altın hariç, brüt 75,6 milyar USD; önceki haftaya göre 4,5 milyar USD düşüş), Türkiye döviz kıtlığı çeken bir ülke. Döviz ihtiyacını, yurt dışından gelen yabancı yatırımla finanse etmek zorunda, üstelik de şimdi artık dolar, dışarıda da ‘kıt kaynak’. O zaman bizim, uluslararası yatırımcıların güvenini yeniden kazanıp, ellerindeki dövizi götürmek için ülke ararlarken, tercih nedeni olacak bir hikayeye ihtiyacımız var. Onları başaracağımıza ikna edebilirsek, o döviz buraya gelir. İşte ancak o zaman, içeride kurlar düşer.

Bu yüzdendir ki, öncelikle ekonomi yönetiminin kimlerden oluşacağı, hemen sonrasında bu kişilerin ilk söylemleri, bu söylemlerin, hem kendi içinde, hem de TCMB politikasıyla tutarlılığı ve esas olarak da, söylemlerin hayata geçirilmesindeki kararlılık son derece önemli.

Eğer yabancı yatırımcıyı ülkemize gelmeye ikna edemezsek (ilk etapta belki sadece sıcak para, ama orta/uzun vadede doğrudan yatırım da), içeride kurlar düşmez, hatta yükselir. O zaman da, ekonomimiz ne kadar yavaşlarsa yavaşlasın, talep kaynaklı enflasyon düşse bile, maliyet enflasyonu düşmeyeceği için, biz yine çift basamaklı enflasyon rakamlarıyla yaşamaya devam ederiz. İşte, ‘kabus’ stagflasyon senaryosu, az çok böyle bir şeydir: hem büyümeyen ekonomi, hem de düşmeyen enflasyon.

Paylaşın
Paylaşın
E-posta ile takip edin
Facebook\\\\\\\\\\\\\\\
Twitter\\\\\\\\\\\\\\\
LinkedIn\\\\\\\\\\\\\\\
Google+\\\\\\\\\\\\\\\
http://www.serinadericiyan.com/2018/07/06/stagflasyon-mu-da-ne/

2 yorum

  1. Serina, tskler! Son zamanlardaki buyuk sirketlerin borc yapilandirmasinin etkisini bankalar ustunde nasil goruyorsun? Mesela Garanti $1B vermis Turk Telecom’a… sence bunun bir kismi IFRS accounting principle in geregi write-off olmali mi veya oldu mu? Cevap verirsen sevinirim! Bence senin bilgin, becerin ve birikimin, kimi zaman eski dostlari acitsa da direk olmali…Artik genel ekonomi blog larini astigini dusunuyorum. Tskler!

    1. Ben büyük şirketlerden çok, önümüzdeki dönemde zora düşmesi muhtemel küçük ve orta ölçekli şirketlerin durumunu, hem ülke hem de bankacılık sektörü açısından daha önemli görüyorum. Diğer yandan, her ne kadar gerçekliği sorgulansa da, şimdilik, takipteki alacaklar oranı hala %3 civarında; ancak artış hızlanmakta. http://www.bloomberght.com/haberler/haber/2136409-bddk-verilerine-gore-takipteki-krediler-15-yilin-en-buyuk-haftalik-yukselisini-yapti
      Büyük kredilerin write-off olması çok zor. Türk Telekom ise ayrı bir hikaye: çok yeni bir gelişme olarak, en büyük alacaklı 3 banka, şirketin %55’ini almak için harekete geçti. Detayları burada: http://www.bloomberght.com/haberler/haber/2136664-bankalardan-otas-in-borclarinin-yeniden-yapilandirilmasina-iliskin-mutabakat-aciklamasi
      Sevgiler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir