Ocak ayında Devletin bütçesi 1,7 milyar TL fazla verdi. Faiz dışı fazla rakamı ise 7,7 milyar TL.
Faiz Dışı Fazla (FDF) nedir? Aslında faiz dışı denge demek lazım. Ancak, şaşırtıcı ama, diğer ‘denge’ rakamlarındaki durumumuzdan farklı olarak, ‘faiz dışı denge’ye biz, ‘faiz dışı fazla’ demeye alışkınız; uzun yıllardır hep fazla verdiğimiz için.
Bütçe dengesi, devletin gelirleriyle harcamaları arasındaki farktır. Devletin harcamaları içindeki kalemlerden biri de, aldığı borçlara ödediği faizler. Toplam harcamalardan, bu faiz giderlerini çıkarıp, bütçeye bir de bu şekilde baktığımızda elde ettiğimiz rakam, faiz dışı dengedir.
Gelirler – Faiz hariç diğer harcamalar = Faiz Dışı Denge
Neden önemli peki bu faiz dışı denge ya da ‘fazla’? Türkiye’nin 90’lı yıllardaki durumu gibi, eğer bütçe açığı ve buna bağlı kamu borç yükü çok fazla ise, devletin harcamalarının yarısı faiz ödemelerine gidiyorsa, bu borç sarmalından kurtulmanın yolu, yüksek miktarda faiz dışı fazla vermektir. Çünkü, eğer faiz dışı dengede de açık verirseniz, mevcut borçlar ve faizlerini çevirmenin ötesinde, sürekli ilave borçlanmalar da yapmanız gerekir. Bu durum da sizi, iyiyden iyiye bir borç sarmalına sürükler. Daha da kötüsü, size borç veren kalmaz. Faizleriniz iyice yükselir. Ülke olarak iflas (default) noktasına gelirsiniz.
Türkiye için ise faiz dışı fazla kavramının apayrı bir anlamı daha var. İşte bu noktada sizi 2001 krizine kadar geri götürmek istiyor. 2001 krizini burada tüm detaylarıyla anlatma niyetinde değilim elbette ama genel resmi kısaca tarif etmekte fayda var.
1999 yılı sonunda, yıllardır düşürelemeyen çok yüksek kronik enflasyonu (%60-70’ler seviyesinde) düşürebilmek amacıyla IMF ile bir anlaşma yapılır. IMF bize borç verecektir. Bu borcu verirken de bize bazı ödevler vermiş, yöntemler belletmiştir enflasyonu düşürebilmemiz için. Temel yöntem, ‘kur çıpası’dır. Yani, kur sabitlenmiş, takip eden dönemde kurun kaç olacağı gün gün açıklanmıştır önceden.
Ancak, Türkiye’nin o dönemdeki ekonomik ve siyasi kırılganlıkları, hem bankacılık hem reel sektörün, hatta bireylerin bile, aldığı yüksek kur riskine dayanamaz, Şubat 2001’de, kurun önceden söz verilen seviyede tutulabilmesi için faizler %7000’lere (yazı ile yedibin) kadar yükselir, sonunda bu ‘çıpa’dan vazgeçilir ve kur ‘serbest’ bırakılır. (O gün bugündür de ‘serbest/dalgalı kur rejimi’ndeyiz.) Serbest kalan kur, bir gecede %40 değer kaybeder, 8 ay sonra, Ekim 2001’de ise tepe noktasına çıkarak, Şubat 2001’deki değerinin yaklaşık 2,5 katına kadar yükselir.
Şubat 2001’de ekonomi yönetimi yeni sahiplerine teslim edilir ve yeni yönetim IMF ile tekrar masaya oturup yeni bir anlaşma yapar. İşte bu yeni anlaşmanın Türkiye’ye verdiği temel ‘ödev’, devlet bütçesinde ‘faiz dışı fazla’ vermektir; hem de öyle az bir şey değil, GSYH’nin %6,5’ine denk gelecek kadar yüksek bir rakam, hedef olarak verilir. Bunun anlamı şudur: enflasyonu düşürmek için, yüksek bütçe açığı ve yüksek kamu borcunu azaltman lazım. Bunu yapabilmek için, kamu gelirlerlerini arttıracaksın, kamu harcamalarını azaltacaksın; yani ‘çok sıkı’ bir maliye politikası uygulayacaksın.
Takip eden yıllarda, IMF ile Türkiye arasındaki tüm pazarlıklar, bu ‘faiz dışı fazla’ hedefi üzerinden gerçekleşmiştir. Zira, hükümet için bütçeyi bu kadar ‘sıkmak’ kolay bir iş değildir. Herşeyden önce halka antipatik görünmesine neden olabilir. Kaldı ki, krizden yeni çıkmış Türkiye’nin büyümeye ihtiyacı vardır ve sıkı maliye politikası, büyüme önünde bir engeldir.
Biraz eksik biraz fazla, bu hedefi tutturmaya çalıştı Türkiye, 2000’lerin ilk yarısında. Büyük ölçüde başarılı oldu da. Sonuçlarını da gördü; enflasyon, birkaç yılda, %60’lardan %10’lu seviyelere geriledi. (Başka yardımcı etkenler de vardı o dönemde enflasyonun düşürülmesinde ama sıkı maliye politikası en etkilisiydi.)
İşte, odur budur da, faiz dışı fazla kavramı hep çok önemli oldu bizim için. IMF hayatımızdan çıkıp gideli uzun yıllar oldu, ama biz hala bakarız bu rakama; sadece bir ay bile eksiye dönse, huzurumuz kaçar.
Bu kısa 2001 seyahatinden bugüne dönersek, evet, Ocak ayında hem bütçe dengesi, hem de faiz dışı denge, ‘fazla’ verdi, ama şu iki noktaya dikkat çekmek isterim:
- Bütçe dengesi, yıl içinde, aydan aya çok büyük dalgalanmalar gösterir. O yüzden, sadece Ocak ayı, bize pek bir şey ifade etmez. Aylık dalgalanmaların ne kadar yüksek olduğunu, aşağıdaki grafikte, 2017 yılı aylık bütçe dengesi rakamlarından görebiliriz.

- Yine de, Ocak ayı bütçe fazlası rakamına bir anlam katmak istersek, geçen yılın Ocak ayıyla karşılaştırabiliriz, ki orada gördüğümüz de, bu yıl Ocak’tan çok daha büyük bir ‘fazla’ rakamıdır: 11,4 milyar TL. Faiz dışı fazla da 18 milyar TL imiş geçen 2017 Ocak’ta. (Hatırlatma: Geçen yılın toplamında 47,4 milyar TL bütçe açığı verdik. Bu yıl için bütçe açığı hedefimiz 65,9 milyar TL.)
Ekonomide, ‘tutunduğumuz tek dal’ olan bütçe disiplinini, yıl boyunca elden bırakmamak dileğiyle…