IMF’nin geçen Cuma günü Türkiye ile ilgili yayınladığı rapor, özet olarak, 2017’de büyümenin güçlü seyrettiği, ancak bu güçlü büyümenin yarattığı yüksek cari açık ve yüksek enflasyonun, ‘aşırı ısınma’ya işaret ettiği; bu durumun da, Türkiye’nin küresel gelişmelere karşı kırılganlığını arttırdığını söylüyor. Bunlarla başa çıkabilmek için, para politikasında ilave ‘sıkılaştırma’ ve maliye politikasının dikkatli yönetilmesi tavsiye edilmekte.
(‘Aşırı Isınma’: ekonominin, potansiyelinin üzerinde büyüyerek, diğer ekonomik göstergelerde-cari açık, enflasyon, bütçe-bozulmaya yol açması. Yani, mesela, saatte en fazla 140 km hızla gidebilen bir arabayla, 180 km hıza çıkmanın, arabada yarattığı diğer sıkıntılar gibi…)
Raporda değinilen önemli konuları, ana hatlarıyla, aşağıda bulabilirsiniz.
Son Gelişmeler ve Görünüm
BÜYÜME
Türkiye geçen yıl çok güçlü bir büyüme sergiledi. Başta KGF (Kredi Garanti Fonu) desteği olmak üzere, genişleyici maliye politikaları ekonomiyi destekledi. Yurt dışı talebin güçlü seyretmesiyle, ihracat da hızlı arttı. Teşvik ve desteklerin azalmasıyla, 2018’de büyümenin bir miktar yavaşlayarak %4 civarında olması beklenmektedir.
ENFLASYON
TL’deki yüksek değer kaybının arttırdığı maliyetler ve kısmen yükselen talep nedeniyle, enflasyon, hedefin oldukça üzerine yükselmiştir. Manşet enflasyon, yılın başlarında, baz etkisiyle bir miktar düşecek, ancak ilave faiz artışı olmazsa, yılı yine çift hanelerde tamamlayacaktır.
CARİ AÇIK
Geçen yıl, ihracattaki olumlu performansa rağmen, artan petrol fiyatları, yüksek büyüme kaynaklı ithalat artışı ve altın ithalatındaki artış, yüksek bir cari açığa neden olmuştur. Bu cari açık, büyük ölçüde portföy yatırımları (sıcak para) ve TCMB döviz rezervleri ile finanse edilmiş, doğrudan yabancı yatırımlar, istenilen seviyenin altında kalmıştır.
2018’de, Türkiye’nin ticaret ortaklarındaki (AB özellikle) güçlü büyümeye ve turizm sektöründeki toparlanmaya rağmen, güçlü yurt içi talebin ve daha da yükselen petrol fiyatlarının yaratacağı ithalat artışı nedeniyle, cari açığın daha da genişlemesi beklenmektedir. Bu da, Türkiye’nin dış finansman ihtiyacının yüksek kalmasına neden olacaktır. TCMB döviz rezervleri, dış finansman ihtiyacının, ne yazık ki, yaklaşık yarısını karşılayacak kadar düşüktür.
Riskler
Türkiye’nin ‘kırılganlıkları’ neler?
- Yüksek dış finansman ihtiyacı
- Kısıtlı döviz rezervleri
- Kısa vadeli sermaye girişlerine artan bağımlılık (sıcak para)
- Şirketlerin kur riskine yüksek düzeyde maruz kalması (özel sektör)
- İnşaat sektöründe bir arz fazlası olasılığına dair işaretler
Bu riskleri tetikleme ihtimali olan faktörler ise şöyle sıralanmış:
- Yurt içi gelişmeler,
- Bölgesel jeopolitik gelişmeler,
- Uluslararası yatırımcıların, gelişmekte olan ülke piyasalarına karşı algısının (ve ilgisinin) olumsuza dönmesi (ABD ve Avrupa Merkez Bankalarının sıkı para politikasına doğru kaymaları nedeniyle)
Para ve Maliye Politikaları
Geçen yıl TCMB’nin yaptığı faiz artışları, enflasyondaki yükselişin önlenmesi için yeterli olmamıştır. Enflasyonun, zaman içinde %5’lik hedefine yakınsaması için, TCMB’nin güçlü bir parasal sıkılaştırma yapması gerekir (yani, faizi dişe dokunur biçimde arttırması). Bu sıkılaştırma, aynı zamanda, TCMB’nin döviz rezervlerini arttırmasına da imkan sağlayacaktır.
Döviz geliri olmayan şirketlerin dövizle borçlanmasının sınırlandırılmasına ilişkin son önlemler memnuniyetle karşılanmaktadır. Şirketler kesiminin dövizle borçlanmasına ilişkin düzenlemelerin daha da sıkılaştırılması, bazı büyük şirketlerin açık döviz pozisyonlarından kaynaklanan kırılganlıkları azaltacaktır. (Yurt dışından sermaye girişinin azaldığı, hatta terse döndüğü ve bu nedenle döviz kurunun hızlı yükseldiği dönemlerde, içeride de, bu durumda olan şirketlerin yarattığı ilave döviz talebi, kurun daha da yukarı gitmesine neden oluyor. Son 5 yılda, bu duruma sık sık tanık olduk.)
Geçen yıl uygulamaya başlanan KGF desteği, büyümeye güçlü bir katkıda bulunmuş, ancak bankaların mevduat maliyetlerinin artmasına neden olmuştur. Söz konusu desteğin, odaklı hale gelmesi olumlu karşılanmaktadır (bu desteğin sadece belli sektörlere ve belli amaçlarla kullandırılan kredilere verilmesi).
Uygulanan ekonomik politikalar, talebi arttırmak yerine, finansal istikrarı korumaya yönelik olmalıdır. (Yani, ‘sadece büyümeye odaklanmak yerine, ekonominin tüm alanlarında, dengeyi koruyacak, kırılganlıkları yönetebilecek politikalar uygulayın’ diyorlar.)
Güçlü kamu maliyesi (kamu bütçesi) yıllardır Türkiye için güçlü bir ‘çıpa’ rolü oynamaktadır. Bunu koruyabilmek için, faiz dışı harcamalar ile vergi gelirleri arasında açılan makasa ve artan koşullu yükümlülüklere (yatırım projelerinde özel sektöre verilen garantilere) karşı tedbirli olunmalıdır. Uzun vadeli kalkınma projeleri için verilen garantilerin dikkatlice belirlenerek belli projelerle kısıtlanması gerekir (son yıllarda, özel sektörün yaptığı, özellikle köprü ve otoyol inşaatlarında, devletin verdiği geçiş garantileri kastediliyor; yani hepimizin çok hassas olduğu bir konu).
Gelir arttırıcı yönde alınan vergi önlemleri memnuniyetle karşılanmaktadır. Ancak, ‘faiz dışı fazla’yı arttırmak için ilave tedbirler alınmalıdır.
Bütçe dışı kamu kurumlarının ve yeni oluşturulan Türkiye Varlık Fonu gibi kuruluşların kapsamının ve rolünün, azami ölçüde şeffaflıkla birlikte, dikkatli bir şekilde tanımlanması ve izlenmesi gerekmektedir.
Diğer Konular
Odaklanmış yapısal reformlar için, mevcut güçlü büyüme ortamından faydalanılmalıdır.
Türkiye’nin nüfus avantajını zayıflatacak bir beceri açığı mevcuttur. Aynı şekilde, kadınların iş gücüne katılım oranının hala düşük seyretmesi, önemli bir sorundur. Bu bağlamda, iş gücü piyasası reformu kaçınılmazdır. Mesleki eğitimin desteklenmesi ve yüksek öğretimin geliştirilmesi, önemli reform alanlarındandır.
Gönüllü Bireysel Emeklilik daha yüksek oranda teşvik edilmelidir.
Ekonomik verilerin şeffaflığını arttıracak iyileştirmeler hızla tamamlanmalıdır. (TÜİK’e ithafen)
Türkiye’nin mültecilere ev sahibi olarak gösterdiği cömertlik küresel çapta örnek teşkil etmektedir.
Raporun orijinaline göz atmak isteyenler, http://www.imf.org/en/News/Articles/2018/02/15/ms021618-turkey-staff-concluding-statement-of-the-2018-article-iv-mission linkinden ulaşabilirler.
Bu rapor, 31 Ocak-13 Şubat tarihleri arasında Türkiye’yi ziyaret eden IMF heyetinin görüşlerini yansıtmakta olup, IMF İcra Kurulunun görüşlerini içermez.