NE DURUMDAYIZ? BİR ÖZET GEÇELİM…

Paylaşın
E-posta ile takip edin
Facebook\\\\\\\\\\\\\\\
Twitter\\\\\\\\\\\\\\\
LinkedIn\\\\\\\\\\\\\\\
Google+\\\\\\\\\\\\\\\
http://www.serinadericiyan.com/2018/05/12/ne-durumdayiz-bir-ozet-gecelim/

Seçime 43 gün kala, ekonomi ve piyasalar ne durumda? Bugünkü duruma nasıl geldik?

Bu kez ben de, USD/TL kurunun son 3 aylık seyrinden yola çıkarak, yaşanan gelişmeleri kronolojik olarak hatırlatmak istiyorum.

USD/TL kuru – son 3 ay (Kaynak: www.bloomberght.com)

Yukarıda gördüğünüz grafik, USD/TL kurunun son 3 aylık seyri. Bundan tam 3 ay önce, 12 Şubat’ta USD/TL kuru 3,80 idi. Oraya da şöyle gelmiştik: Kasım 2017’de 3,90’ların üstünü gördükten sonra, Aralık-Mart arası 3 ay boyunca, kabaca 3,75-3,85 arasında, bizim için oldukça sakin sayılabilecek bir bantta seyretmişti.

Her şey bu sükunet içinde seyrederken, 8 Mart sabahına, Moody’s not indirimi ile uyandık. Zaten yatırım yapılabilir seviyenin bir alt kademesinde olan kredi notumuzu, Moody’s bir basamak daha aşağı indirmişti. Hızlı yükselen cari açık, baz etkisi avantajına rağmen düşmemekte direnen enflasyon, buna rağmen TCMB’nin 7 Mart toplantısında faizlerde bir değişiklik yapmaması nedeniyle, ufaktan huzursuzlanan yabancı yatırımcılar için, Moody’s kararı iyi bir tetikleyici bahane oldu ve satmaya başladılar; tahvil sattılar, dolar aldılar: faiz yukarı, kur yukarı.

Cari açık yükselmeye devam ediyordu bu arada.

21 Mart’ta FED faizleri 25 baz puan artırdı. Beklenen bir karardı, sürpriz yoktu. Ama yabancılar TL satmaya devam ettiler takip eden günlerde. Olay, ‘Japon Ev Kadınları’na kadar sirayet etti. 22 Mart gecesi USD/TL ilk kez 4’ü gördü.

Nisan başında açıklanan Mart ayı enflasyonu yine can sıkıcıydı. Daha da can sıkıcı bir gelişme olarak, ABD’den gelen enflasyon verileri de beklenenin üzerindeydi. Bu durum, ABD ekonomisi için iyi haber olsa da, gelişmekte olan ülkeler için pek iyi bir haber değildi; çünkü dolar Dünya’da güçlenmeye başladı. 89’lu seviyelerde seyreden dolar endeksi, Nisan sonunda 92’ye kadar geldi.

Piyasalardaki huzursuzluk her geçen gün artıyordu, ancak TCMB herhangi bir aksiyon almıyordu. 11 Nisan günü USD/TL kuru 4,19 ile rekor kırdı.

17 Nisan’da Devlet Bahçeli’nin ‘erken seçim yapalım’ çağrısından sonra, kurda yine hızlı bir yükseliş olsa da, ertesi gün, 18 Nisan’da, erken seçimin 24 Haziran’da yapılacağı resmi olarak açıklanınca, piyasalar, biraz da şaşırtarak, son derece olumlu bir tepki verdi. Aynı gün akşam geç saatlerde, USD/TL kuru 4,00’a kadar geriledi.

Erken seçime verilen bu ilk tepkinin bu kadar olumlu olmasındaki temel sebep, sürenin 2 ay gibi çok kısa olması ve bu kısa sürede ‘seçim ekonomisi’ uygulanamayacak olması idi. Ayrıca, seçim belirsizliğinin bir an önce ortadan kalkacak ve siyasilerin ekonomiye odaklanacak olması da iyi bir gelişmeydi.

Aslında ne olduysa bundan sonra oldu. ‘2 ayda seçim ekonomisi uygulanamaz’ zannedilirken, tam tersine, bir dizi popülist politikalar jet hızıyla açıklanmaya başladı. Emeklilere bayram ikramiyesi, yaşlılık aylığının iki katına çıkarılması, vergi, prim ve trafik cezalarının yeniden yapılandırılması, konutta KDV ve tapu harcı indirimi, kamu bankalarının düşük faizle konut kredisi kampanyası, hem petrolün hem kurun yükseldiği bir dönemde benzin fiyatlarında zam beklenirken indirime gidilmesi, aklıma ilk gelenler. Üstelik de, ekonomiyi canlandırıcı ilave teşviklerin geleceği, siyasiler tarafından her fırsatta vurgulanıyor hala. Sanki ekonomimiz yeterince ‘canlı’ değilmiş gibi…

Arada gelen S&P kararını da unutmamak lazım. 1 Mayıs gecesi, S&P kredi notumuzu bir basamak daha indirdi ve böylece bizi, yatırım yapılabilir seviyenin üç basamak altına indirmiş oldu. Kurda yükseliş devam ediyordu. 3 Mayıs’ta USD/TL 4,20’yi çoktan aşmıştı.

Şu ekonomiyi canlandırma meselesine geri dönelim. 2017 başından beri, hızlı büyüme için ekonomiye art arda ‘hormon’ enjekte edildiğini, bu hormonlu büyümenin artan cari açık ve yüksek enflasyon gibi ağır iki bedel ödettiğini hep söylüyoruz. Oysa, özellikle yabancı yatırımcıların beklediği, aşırı ısınan ekonomiyi bir miktar ‘soğutmak’ için önlemler alınması. Çünkü, cari açık ve enflasyon ancak bu şekilde frenlenebilir. Yani, seçim nedeniyle alınan kararların tam tersi yönde kararlar bekleniyor aslında, ama seçim öncesinde imkansız…

Bu arada TCMB 25 Nisan toplantısında, faizleri 75 baz puan artırarak beklentileri biraz aşmış oldu. İlk bakışta kura bir etkisi olmamış gibi görünen bu faiz kararı, aynı gün dolar tüm gelişmekte olan ülke para birimlerine karşı kuvvetle değer kazanırken, Türk Lirasını doların bu gazabından korudu.

Ancak ne yazık ki, doların güçlenmesi, ABD 10 yıllık tahvil faizlerinin, kritik seviye olan %3’e gelmesiyle, hızlanarak devam etti. Dolar endeksi 93’ü gördü, daha birkaç hafta önce 1,23’lerde olan EUR/USD paritesi 1,18’lere geriledi. Tüm bunlar, Nisan sonu Mayıs başındaki 2 hafta içinde gerçekleşti. USD/TL de bu hengamede 4,30’ları aştı.

Dolar Dünya’da bu denli güçlüyken, jeopolitik gelişmelerle petrol Dünya’da hızla değer kazanırken, bizde enflasyon ve cari açık bu kadar yüksekken, biz ayağımızı yorganımıza göre uzatmak yerine, yukarıda değindiğim genişleyici maliye politikarlarına, kaba tabirle, paraları saçmaya devam ettik, ediyoruz.

8 Mayıs akşam saatlerinde, Trump’ın İran’la nükleer anlaşmadan çekilmesi kararını açıklamasından sonra USD/TL 4,37 ile rekor kırdı.

Bu arada, 7 Mayıs’ta TCMB zorunlu karşılıklarla ilgili bir değişiklik yaparak, piyasadan TL çekip USD verdi. (Detaylar için tıklayın.) Ancak hemen ertesi gün, Trump’ın kararı nedeniyle, TCMB’nin bu adımının bir etkisini hissedemedik.

Hikayemizin son birkaç gününe gelince; bu karamsar tablo içinde, 9 Mayıs Çarşamba öğleden sonra Cumhurbaşkanı tüm ekonomi yönetimiyle 2,5 saat süren bir toplantı yaptı. Toplantıdan sonra yapılan açıklama metni, umut vericiydi. Ama piyasa umut değil faiz artışı bekliyordu. (Toplantı sonrası yapılan açıklamayla ilgili detaylar için tıklayın.)

Toplantı haberiyle, 4,22’lere kadar gerileyen USD/TL kuru, umduğunu bulamayınca, tekrar yükselişe geçti. 11 Mayıs Cuma öğleden sonra (dün), USD/TL kuru 4,27’lerde seyrederken, Cumhurbaşkanı’nın faizlerin düşmesi gerektiği yönünde yaptığı açıklama, birkaç puanlık yüklü bir faiz artışı bekleyen piyasaların hayallerini tamamen suya düşürdü ve USD/TL yeniden 4,32’ye geldi.

Tüm bu gelişmelere paralel, 2 yıllık Devlet Tahvili faizi %16’yı geçti. 10 yıllık tahvil de %13,70’lerde, ki bu biraz düşmüş hali; %14’ün üzerine de çıkmıştı bir ara.

Önümüzdeki dönemde kritik tarihler:

14 Mayıs’ta Mart ayı cari açık verisi açıklanacak.

16 Mayıs’ta Atilla Davası var, tabii yine ertelenmezse.

4 Haziran’da Mayıs enflasyonu açıklanacak.

7 Haziran’da TCMB’nin faiz toplantısı var.

11 Haziran’da ilk çeyrek büyüme rakamları ve Nisan cari açık verisi gelecek.

13 Haziran’da FED toplantısı var. 25 baz puanlık bir artışa kesin gözüyle bakılıyor.

Ayrıca, siyasi taraftan gelecek yeni teşvik ve destekler kaygıyla izleniyor. Jeopolitik gelişmelere de ayrı bir endişe kaynağı. ABD 10 yıllık tahvil faizleri ve dolar endeksinin gidişatı da, izlenmesi gereken diğer önemli göstergeler.

İşte seçime giderken tablo…

Paylaşın
Paylaşın
E-posta ile takip edin
Facebook\\\\\\\\\\\\\\\
Twitter\\\\\\\\\\\\\\\
LinkedIn\\\\\\\\\\\\\\\
Google+\\\\\\\\\\\\\\\
http://www.serinadericiyan.com/2018/05/12/ne-durumdayiz-bir-ozet-gecelim/

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir