22 Mayıs Salı gecesi Asya piyasalarının açılışında 4,80’in üzerine çıkan USD/TL kuru, 23 Mayıs Çarşamba günü öğle saatlerinden önce 4,90’ın üzerini gördü.
Öğleden sonra Ekonomi Bakanı’ndan TCMB’ye gelen, gerekenin yapılması yönündeki çağrıdan sonra, akşam saat 19:10 sularında TCMB’den, Para Politikası Kurulunun toplandığı bilgisi geldi ve 10 dakika sonra da karar açıklandı: GLP faiz oranı, 3 puanlık artışla %13,5’ten %16,5’e yükseltildi. (GLP ile ilgili detaylı bilgi isterseniz tıklayın.)
USD/TL kuru 4,87-4,88 civarında seyrederken, toplantı haberiyle, saniyeler içinde 4,70’lere kadar geriledi. Karar sonrası da 4,55-4,57 bandına geriledikten sonra, tekrar 4,65’lere yükseldi.
Birkaç saat sonrasında, hem Cumhurbaşkanı hem Başbakan’dan gelen destekleyici açıklamalarla, yeniden 4,54’e kadar geriledi. Gece ise, Asya piyasaları açılınca, hafif bir yükselişle 4,57-4,58’e geldi. Esas seyri, Perşembe sabah, bizim piyasalar açılınca göreceğiz.
İlk andan itibaren tartışmalar, ‘yeterli mi değil mi’ üzerine. 3 puanlık bir artış şu aşamada TCMB adımı olarak bana göre yeterli. 4 ya da 5 puan olsaydı, kur belki üç beş kuruş daha düşerdi. Önemli mi? Bence değil. Önemli olan, evet çok ama çok geç kalındı ama, bu ülkenin hala bir merkez bankasının olduğunun tüm Dünya’ya hatırlatılması. Ama bundan çok daha önemlisi, önümüzdeki dönemde ev ödevlerimizi yerine getirmemiz.
Ev ödevlerimiz neler?
TCMB, bilhassa şu son bir haftada yaptığı hatayı, daha doğrusu gecikmeyi, benzer koşullar karşısında bir daha asla tekrar etmemeli. Günün koşullarına göre, 7 Haziran’daki planlı toplantısında, gerek olması halinde, yeniden bir artışa gidebilmeli. Daha da önemlisi, geçen ayki toplantı notlarında bahsini geçirdiği ‘sadeleşme’ adımlarını mutlaka hayata geçirmeli. (Sadeleştirme ile ilgili bilgi almak için tıklayın.)
Elbette ki, bu iş sadece TCMB’nin hamleleriyle hallolmayacak. Siyasilere düşen çok önemli görevler var. TCMB’nin faiz kararından çok kısa bir süre sonra gelen açıklamalar, geçen haftanın tam tersine, oldukça olumlu ve destekleyiciydi. Ancak iş söylemle bitmiyor elbette; eylemlere ihtiyaç var. Bunların başında, büyümeyi teşvik eden, genişlemeci maliye politikalarına bir son verilmesi geliyor. Yarın yine birileri çıkıp ‘bilmem ne vergisinde, bilmem ne kadar indirime gidiyoruz’ dediği anda kabusa geçeriz yeniden.
Haddinden fazla büyüme, zaten yıllardır başımıza dert olan ve bir türlü kalıcı çözüm bulamadığımız enflasyon ve cari açık sorunlarımızı katmerliyor. Son 1 yılda ne geldiyse başımıza, büyüme sevdasından geldi. Şimdi siyasilere düşen, ekonomide artık biraz frene basıp, büyümeyi makul seviyelere indirmek. Eski travmalar nedeniyle hiç sevmediğim tabirle, biraz kemer sıkmamız lazım yani. Enflasyon ve cari açıkla mücadelenin ilk adımı bu.
Enflasyonu düşürmek için, TCMB’nin sıkı para politikasına mutlaka sıkı maliye politikası da eşlik etmeli. Yani, kamu para dağıtmaya bir son verip, bahsettiğim kemer sıkma moduna geçmeli. Ama bir yandan da, bilhassa gıda enflasyonunda yaşadığımız aykırılıkları ortadan kaldıracak önlemler de alınmalı. Hepsinden önemlisi ve zoru ise, enflasyonda bozulan beklentileri düzeltmek; yani bizim, hepimizin ikna olmamız lazım bu enflasyonun düşeceğine.
Enflasyon düştükçe, özünde hepimizi rahatsız eden bu denli yüksek faizler de zaten doğal olarak aşağı gelecek. Bunu kabul ettiğimiz anda, hayat daha kolay olacak aslında.
Eğer bu söylediklerim gerçek olursa, biz vatandaşlar da alışkanlıklarımızdan bir süreliğine vazgeçmek zorunda kalacağız belki. Sorumlusu biz olmasak da, geldiğimiz durumun bedelini hep birlikte ödeyeceğiz; tıpkı tarihte çeşitli dönemlerde olduğu gibi. Ama ne yazık ki, içinde bulunduğumuz durumdan, bedel ödemeksizin sıyrılmanın bir yolu yok ve geciktikçe bu bedel ağırlaşıyor. Bu da bizim ev ödevimiz, kabul etsek de etmesek de…
Tüm iyi niyetimle, herkesin üzerine düşeni tez vakitte yapmaya başlamasını diliyorum.