Geçen Çarşamba (23 Mayıs), USD/TL kurunun 4,92’yi görmesinin ardından, TCMB akşam saatlerinde toplanıp fazileri 3 puan artırarak %16,5 seviyesine çekmişti.
USD/TL kuru, TCMB’nin bu hamlesine hızlı tepki verip, 4,54’e kadar gerilemiş; ancak ertesi günü bizim piyasalar açıldıktan sonra, tekrar 4,70’lerin üzerine çıkmıştı.
Hal böyle olunca, TCMB’nin ilave hamleleri peşi sıra gelmeye başladı takip eden günlerde.
24 Mayıs Perşembe günü, Türk lirası uzlaşmalı vadeli döviz satım ihalelerinde, günlük tutar 300 milyon USD’ye yükseltildi. Daha önce 250 milyon USD idi; bu seviyeye de 9 Mayıs’ta yükseltilmişti, 150 milyon USD’den. Ne demek bu? TCMB’nin Kasım 2017’den bu yana uygulamakta olduğu bu işlemler için detay bilgi almak isterseniz, Merkezin Güncesi blogundaki bu yazıyı okumanızı öneririm. Ben şimdi burada kısaca açıklayayım: Bankalar, TCMB’den 1, 3 ya da 6 ay vadeli döviz almak üzere, bugünden kuru sabitliyorlar. Her banka, ilgili vadede, sabitlemek istediği kur ve USD miktarı için TCMB’nin ihalesine teklif veriyor. Kazanan bankalar TCMB ile bir anlaşma yapıyorlar ve vade geldiğinde, sabitlenmiş kur ile vadedeki güncel kur arasındaki fark hangi tarafın lehine ise, karşı taraf ona aradaki farkı Türk Lirası olarak ödüyor. Yani, ortada bir döviz hareketi yok. Dolayısıyla, TCMB’nin döviz rezervlerinden yemiyor. Faydası ne? Özellikle döviz borcu olan şirketlerin, döviz talebi yaratmaksızın, kur riskini ortadan kaldırmaya yarıyor.
25 Mayıs Cuma günü, TCMB, ihracat yapan şirketlere kullandırdığı ihracat reeskont kredilerinin geri ödemesindeki USD/TL kurunu 4,20, EUR/TL kurunu da 4,90’a sabitleyerek, ödemelerin TL olarak yapılmasını sağlayan bir karar aldı. Bu uygulama, sadece 31 Temmuz’a kadar vadesi dolacak krediler için geçerli. Peki bu uygulama ne demek? Esasen, TCMB’nin kullandırdığı bu kredilerin temel özelliği, Türk Lirası olarak kullandırılıp geri ödemelerinin döviz olarak yapılmasıdır. Bu nedenle de, TCMB için önemli bir rezerv biriktirme yöntemidir; kullandırım anında, kendisinden Türk Lirası çıktığı halde, vadede kendisine döviz girişi olduğu için. Şimdi ise, 2 aylık bir süre için, şirketler geri ödemeleri TL olarak yapacaklarından, piyasadan döviz almak zorunda kalmayacaklar; yani bu krediler için piyasada ilave bir döviz talebi olmayacak. Üstelik de, geri ödemeler, piyasanın altında kalan bir kurla yapılacağı için, kurlar piyasada yükselirse, bu şirketler ilave kur zararı yazmaktan kurtulmuş olacaklar. Yan etkisi ise, TCMB’nin 2 ay boyunca, bu yolla döviz rezervini artırma imkanından mahrum kalması olacak. En azından, rezervden azalma olmayacak ama bu yolla.
Gördüğümüz üzere, geçen Çarşamba’dan beri TCMB’nin boş geçtiği bir gün yok. Ama hamlelerin hamlesi bugün (28 Mayıs) geldi TCMB’den.
TCMB, piyasayı fonlama faizi olarak, yani bankalara borç verdiği paranın faizi olarak, Ocak 2017’de Geç Likidite Penceresi (GLP) faiz oranını kullanmaya başlamıştı. Hatta Kasım 2017’den bu yana, sadece GLP faizinden borç veriyordu. Geçen hafta, 3 puanlık artışla %16,5 olan faiz de GLP faiziydi aslında. (Bu ‘tuhaf’ yapının ve öncesindeki daha ‘normal’ yapının nasıl işlediğiyle ilgili bilgi almak isterseniz tıklayın.)
Bugünkü sadeleşme adımı ile, %8 olan ve en son Ocak 2017’de kullanılan politika faizi (1 hafta vadeli repo) %16,5’e çekildi. Bundan sonra, TCMB piyasayı sadece politika faizinden fonlayacak; olması gerektiği gibi.
Faiz koridoru tabir ettiğimiz, TCMB’nin gecelik borç alma ve borç verme faiz oranları da, politika faizine göre, +/- 1,5 puan marjla belirlenecek. Yani, gecelik borç alma faizi %15, borç verme faizi de %18. Ancak bu %18, sadece olağanüstü durumlarda kullanılacak.
Bizim meşhur GLP de %19,5 oldu. Daha da önemlisi, eski fonksiyonuna geri döndü. Yani, sadece, gün içinde ihtiyacını karşılayamayan bankalara, saat 16 ile 17 arası borç verilecek paranın faizi; bir nevi ceza faizi gibi…Muhtemelen de kimse kullanmayacak, eskiden olduğu üzere; tabii TCMB ileride başka bir ‘kriz’ anında, yine bu silahı çekmeye karar verene kadar…
Bugünkü hamlenin 3 temel faydası:
1) TCMB, politika faizini, biblo konumundan kurtarıp, yeniden esas faiz haline getirdi; tıpkı diğer ‘normal’ merkez bankalarında olduğu gibi.
2) Koridorun üst bandını %18’e yükselterek, kendine, mevcut faizin üzerinde bir hareket alanı yarattı zor zamanlar için. Hatta %19,5 olan GLP’yi de düşünürsek, alıştık artık nasıl olsa, bu yarattığı alan epey geniş aslında.
3) Sonuncusu da manevi fayda: TCMB bağımsızlığı konusundaki endişeleri önemli ölçüde hafifletti şimdilik.
Yeni uygulama 1 Haziran’da başlayacak. Ama bugün duyurulması bence çok anlamlı. Yarın Şimşek ve Çetinkaya’nın Londra’da yatırımcılarla yapacağı toplantıda ellerini rahatlattı. Aksi takdirde işleri çok daha zor olacaktı.
Bugün bazı uzmanların, ‘bu bir sadeleşme mi, değil mi’ diye tartıştıklarını duydum. Bu tartışmanın kaynağında, her ne kadar tek faiz olarak politika faizine geçilmiş olsa da, faiz koridorunun hala var olması yatıyor. Bence bu, bal gibi sadeleşme; fazlası bizi zorlar. Türkiye gibi, dalgalanmaların çok yüksek olduğu bir ülkede, faiz koridorunu yok etmek, TCMB’nin elini kolunu yeniden bağlamak demektir. Kaldı ki, uzun zamandır hepimiz eleştiriyorduk TCMB’yi, ‘kendine hareket alanı bırakmıyor’ diye. Buyurun işte, hareket alanı. Ayrıca, Avrupa Merkez Bankası’nın da tıpkı bizim şimdi yeni uygulayacağımız gibi bir faiz yapısı olduğunu da belirtmek isterim.
Alakasız bir havadisle kapatayım, henüz duymamış olanlar için: İtalya’da hükümeti kurma görevi Carlo Cottarelli’ye verildi. Kim derdi ki, biz 2001 krizini yaşarken, IMF ile bir yıl arayla iki tane anlaşma yaparken, IMF Türkiye masası şefi olan Cottarelli, bir gün İtalya başbakanı olacak; kısa süreliğine, belki sonbaharda bir erken seçim yapılana dek de olsa…