Dün Nisan ayı enflasyon verileri açıklandı. TÜFE’de aylık artış %1,87, yıllık artış da %10,85 olarak gerçekleşti; beklentilerin oldukça üzerinde ne yazık ki…
Mart ayının yıllık enflasyonu %10,23 idi. Böylece, azar azar da olsa, son 4 aydır aşağı gelen yıllık enflasyon yine yönünü yukarı çevirdi. Üstelik de, artık hiç kimse, kısa vadede enflasyonun tekrar düşüşe geçmesini beklemiyor. Yıl içinde, %12-13’leri göreceğimiz konuşuluyor; yıl sonu kapanışı için de %11-12 seviyeleri gündemde. Tek haneli enflasyon beklentileri masallarda kaldı. Bu kur seviyelerinde başka ne beklenebilir ki…
Sadece kurdaki artış mı? Hayır elbette.
Seçim nedeniyle, son günlerde jet hızıyla meclisten geçen paketlerin tüketimi körükleyeceğini ve kur artışının yarattığı maliyet enflasyonunun yanına, tüketim artışının yaratacağı talep enflasyonunun da ekleneceğini düşünürsek, konuşulan enflasyon beklentilerinin iyimser bile kaldığını söyleyebiliriz. Kaldı ki, son günlerde geldiğimiz kur seviyelerinin etkisini, asıl önümüzdeki birkaç ay içinde görmeye başlayacağız. Ayrıca, son 5-6 ayın bize sunduğu baz etkisi avantajı da Mayıs ayından itibaren ortadan kalkıyor. (Baz etkisi kavramı ile ilgili detay bilgi isterseniz tıklayın.)
İşin ilginç yanı, önceki iki ayın enflasyonunun yeterince düşmemesinin nedeni olarak gıda fiyatlarını gösteriyorduk ya, Nisan ayında gıda fiyatları %0,21 düştü; yani Nisan’da aylık gıda enflasyonu ‘eksi’ çıktı. Bir de gıda fiyatlarında artış olsaydı, yıllık enflasyon daha şimdiden nerelere yükselmiş olurdu, siz düşünün.
Enflasyondaki yükseliş, bu kez gıda fiyatlarından kaynaklanmadığı için, haliyle çekirdek enflasyon da yeniden yükselişe geçti. B endeksi yıllık %12,54 seviyesinde; geçen ay %11,95 idi. (Çekirdek enflasyon kavramı ile ilgili detay bilgi isterseniz tıklayın.)
Kötü haberlere devam. Üretici fiyatları enflasyonu (toptan eşya fiyatlarındaki artış da diyebiliriz buna) Nisan’da aylık %2,60, yıllık da %16,37 oldu. Maliyet (yani temelde kur artışı) kaynaklı enflasyonun ne kadar çarpıcı olduğunu bu rakamdan da anlayabiliyoruz. Üstelik de, ÜFE’deki artışın bu denli yüksek olması, bize şunu gösteriyor: üreticiler, önümüzdeki aylarda, talebi gördükleri anda, fiyat artışlarına devam edecekler. Seçim teşvikleri sayesinde de istedikleri talebi kolayca bulabilecekler gibi görünüyor.
Hiç mi iyi haber yok derseniz, galiba yok. Çünkü, TCMB istediği kadar sıkı para politikası uygulasın, istediği kadar faiz artırsın, maliye politikası bu kadar gevşekken, yani devlet para dağıtırken, enflasyonla ilgili olumlu bir beklenti bulmak çok zor; aslında ekonominin herhangi bir tarafında olumlu konuşmak zor. Tek bildiğimiz, evet, belli ki, bu yıl da büyüme iyi olacak; ama korkarım bu kez daha da ağır bedellerle. Sadece makro ekonomik göstergeler değil; piyasaların, özellikle de döviz kurlarının geldiği seviyelerde de, açıklanan iddialı seçim paketlerinin etkisi yadsınamaz.
Ne olursa, bu tablo terse döner? Seçim sonrası ortaya çıkan resim, bilhassa yabancı yatırımcılar tarafından beğenilirse, seçim sonrası hükümetin açıklayacağı ekonomi politikaları, takip eden dönem için tutarlı ve ikna edici olabilirse, belki bir süre olumlu beklentiler, olumlu piyasa gelişmeleri görebiliriz.
Son söz olarak, yine cari açığa değinmeden geçemeyeceğim. Aslında, şu anda enflasyonla ilgili geldiğimiz kötü noktanın arkasında da, büyük ölçüde yüksek cari açığımız, ithal ham madde bağımlılığımız var. Biz bu cari açık meselesini yapısal olarak çözmeden, daha az ham madde ithalatı yapmayı öğrenmeden, ekonomiyi kalıcı olarak rayına oturtmamız zor olacak.