Faiz tartışmaları almış başını giderken memlekette, ‘faiz’ dendiğinde hangi faizi anlıyoruz acaba? Kaç değişik ‘faiz’ var? TCMB faizleri değiştirmediğinde, ülkedeki tüm faizler mi sabit kalıyor? Peki, TCMB faizle ilgili kararları verirken, neye bakıyor ya da bakması gerekiyor? TCMB’nin aldığı faiz kararları, tahvil faizlerini, Banka faizlerini nasıl etkiliyor? Ya faiz-döviz ilişkisi?
Buyurun…
Bir ülkedeki faizler ile o ülkenin para biriminin değeri arasında pozitif bir ilişki vardır. Bir başka deyişle, ülkede faizler ne kadar yüksekse, ülkenin parası da o kadar değerlenir. Mesela TCMB faizleri yükseltirse, Türk Lirasının yabancı paralar karşısında değeri yükselir; yani USD/TL, EUR/TL ve diğer kurlar düşer.
Faiz ve döviz kuru, merkez bankalarının gözetimindedir. Bu iki değişkenden biri merkez bankası tarafından belirlenir, diğeri de piyasada serbestçe oluşur. Eğer piyasada serbestçe belirlenen, döviz kuru ise, buna ‘dalgalı ya da serbest kur rejimi’ diyoruz; Türkiye’nin Şubat 2001’den bu yana uyguladığı model. Öncesinde ise ‘sabit kur rejimi’ vardı; yani döviz kuru TCMB tarafından belirleniyordu, faizler ise piyasada. İşte o yüzden, o dönemde faizler %7000 (yazı ile yedi bin) seviyelerine kadar çıkmıştı.
Ama son 17 yıldır dalgalı kur rejiminde olduğumuz için, kurlar piyasada serbestçe belirlenirken, faiz cephesinde TCMB ne diyorsa o oluyor; ama tabi sadece TCMB faizleri cephesinde, çünkü devlet tahvili faizleri, ikinci el piyasada arz ve talebe göre belirleniyor.
Normal şartlar altında, TCMB, faizleri hangi yönde hareket ettirirse, tahvil faizleri de genellikle o yönde hareket eder, ama sadece normal şartlar altında. Bizde bu olay ters yönde işliyor son zamanlarda. TCMB faizlere dokunmuyor, ama sanki faiz arttırmışçasına, tahvil faizleri yukarı hareket ediyor. TCMB faizleri yükseltmiyor ya, aslında esas istenmeyen etkiyi o zaman yaratmış oluyor. Çünkü, ‘TCMB bağımsız değil’ kaygısıyla, bilhassa yabancı yatırımcı tahvillerde satışa geçiyor ve tahvil faizleri yükseliyor (yani değerleri düşüyor, matematiksel ters ilişkiden dolayı.)
Yani, anlayacağımız, faiz denen kavram bir tane değil. Getiri eğrisi diye bir şey var. Getiri eğrisi (yield curve), kısa vadeden uzun vadeye doğru, farklı vadelerin faiz oranlarını gösteren bir grafiktir. Bir ekonominin durumu ile ilgili bize önemli bilgiler verir. Aşağıda, 16 Mart itibariyle Türkiye için getiri eğrisini görüyorsunuz.

Getiri eğrilerinde ‘normal’ olan, kısa vadenin düşük faiz, uzun vadenin yüksek faiz olmasıdır. Çünkü, uzun vade daha yüksek risk içerdiğinden, bedeli de, yani faizi de yüksek olur. Ama bizim getiri eğrisi ters; uzun vade daha düşük faiz. Neden? Çünkü biz yüksek enflasyon ortamındayız. Yüksek enflasyon ortamında faiz de yüksek olur, ama hangi faiz? Tabii ki, kısa vadeli faiz; yani TCMB’nin belirlediği faiz. Buradan anladığımız üzere, TCMB faiz kararlarını verirken, ilk önce enflasyona bakar. TCMB yüksek enflasyon ortamında, faizi yükseltmek ya da yüksek tutmak durumundadır, mecburen; yani sıkı para politikası uygulamalıdır. İşte, bizdeki gibi ters getiri eğrisi, sıkı para politikasının sonucudur. Bunun, yatırımcı açısından, tam olarak anlamı da şudur: “Şimdi enflasyon yüksek, o yüzden TCMB sıkı para politikası uyguluyor, yani kısa vadeli faizleri yüksek tutuyor, ama bu sayede enflasyon düşecek, enflasyon düşünce de faizler düşecek. Demek ki, orta/uzun vade için daha düşük faiz söz konusu olacak. O zaman, uzun vade için daha düşük faiz talep edebiliriz.”
İşte bizim bütün faiz tartışmalarımızın kilit noktası burası. TCMB’nin etki altında kalarak, para politikasını yeterince sıkamadığı, yani kısa vadeli faizleri yeterince yükseltemediği düşüncesiyle, enflasyonun da orta/uzun vadede düşeceği beklentisi yok oluyor. Bu beklenti yok olunca, yatırımcılar ellerindeki uzun vadeli Türk tahvillerini elden çıkarıyorlar ve uzun vadenin faizi yükseliyor. Aşağıdaki grafikte, Türkiye’nin 10 yıllık tahvilinin faizinin, ki yabancının en çok rağbet ettiği tahvilimizdir kendisi, son 20 günde nasıl hareket ettiğini görüyorsunuz.
TÜRKİYE – 10 YILLIK TAHVİL FAİZİ (Kaynak: www.bloomberght.com)

İşin özü şu: biz faiz artışı kötü bir şeydir diye TCMB’nin elini kolunu bağlıyoruz, TCMB faizi yükseltemiyor. TCMB faizi yükseltmedikçe de, uzun vadeli faizler yükseliyor; sadece grafikte gördüğünüz 10 yıllık tahvil değil, 2, 3, 5 yıllık tahvillerimizin faizi de yukarı gidiyor.
İşin acı tarafı, bankalarımız kredi faizlerini belirlerken, elbette ki pek çok parametreyi dikkate alıyorlar, ama en çok dikkat ettikleri, tahvil faizleri. Tahvil faizleri yükseldikçe, bankalar da kredi faizlerini yükseltiyorlar. Demek istediğim, biz kendi bacağımıza kurşun sıkıyoruz.
Bir de döviz kuru meselesi var. Kurun son bir haftada geldiği yer malum. Türkiye’nin ithalat meselesi yüzünden, kurun enflasyon üzerindeki etkisi de malum. “TCMB’nin kur hedefi yok ki” diyerek, bu yükselişe sessiz kalınca, enflasyon beklentileri iyiden iyiye coşuyor. Eh, haliyle bu ‘coşku’ tahvil faizlerini iyice yukarı taşıyor.
İki gün sonra, 21 Mart’ta FED toplantısı var. FED faiz arttıracak, bunu biliyoruz. Yapacağı açıklamaların tonu daha kritik; ‘güvercin’ mi ‘şahin’ mi? (Şahin=daha sıkı politika, Güvercin=daha gevşek ya da daha az sıkı). TCMB’nin bir sonraki faiz toplantısı ise 25 Nisan’da. O zamana kadar ABD’deki ‘Atilla Davası’ da karara bağlanmış olacak. Biz bu TCMB faiziyle 25 Nisan’a kadar idare edebilecek miyiz? Edemeyeceğiz gibi görünüyor şimdilik. Demek ki, yine TCMB’den ‘yaratıcı ve özgün’ para politikası araçları görme ihtimalimiz kuvvetli, hazır olalım.
Ben, FED’in Çarşamba günü ‘güvercin’ tonda konuşması için dua etmeye başladım bile. Zira, kısa vadede başka umut ışığı görmekte zorlanıyorum.