BENİM GÖZÜMDEN REFORM PAKETİ

Paylaşın
E-posta ile takip edin
Facebook\\\\\\\\\\\\\\\
Twitter\\\\\\\\\\\\\\\
LinkedIn\\\\\\\\\\\\\\\
Google+\\\\\\\\\\\\\\\
https://www.serinadericiyan.com/2021/03/15/benim-gozumden-reform-paketi/

Reform paketinden, önemli gördüğüm birkaç konuyu paylaşmadan önce, şu konuda içimi dökmek isterim.

Paket açıklandığından beri, en az paketin içeriği kadar ‘bunlar reform mu değil mi’ konusu da tartışılmaya başlandı. Bu tartışmayı oldukça anlamsız buluyorum naçizane. Paketin ismi değil, içeriği önemli.

İçinde, ülkeye faydası olan konular var mı? Hayata geçirilecek mi? Ne kadar zamanda hayata geçirilecek? Bunları da yaşayıp göreceğiz.

Paket 2 bölümden oluşuyor:

  • Makroekonomik Politikalar
  • Yapısal Politikalar

İkincisini ben uzmanlara bırakayım. Beni ekonomi politikaları ilgilendiriyor. Onlar da 5 başlıkta toplanmış: Devamını Oku

“BÜYÜMEYİ HİSSETMİYORUM”

Paylaşın
E-posta ile takip edin
Facebook\\\\\\\\\\\\\\\
Twitter\\\\\\\\\\\\\\\
LinkedIn\\\\\\\\\\\\\\\
Google+\\\\\\\\\\\\\\\
https://www.serinadericiyan.com/2021/03/04/buyumeyi-hissetmiyorum/

Hissetmezsiniz tabii!

Neden mi?

Nedenini kendi amatörce görüşlerim çerçevesinde anlatmaya çalışıyorum aşağıda.

Devamını Oku

ŞİMDİİİ, GELELİM ŞU ‘KUR’ MESELESİNE…

Paylaşın
E-posta ile takip edin
Facebook\\\\\\\\\\\\\\\
Twitter\\\\\\\\\\\\\\\
LinkedIn\\\\\\\\\\\\\\\
Google+\\\\\\\\\\\\\\\
https://www.serinadericiyan.com/2021/02/21/simdiii-gelelim-su-kur-meselesine/

USD/TL kuru 6 Kasım 2020 Cuma günü 8,50’leri görerek rekorunu kırdıktan sonra, o hafta sonu Ekonomi yönetiminde yaşanan değişiklikleri takiben geri gelmeye başladı. En son 19 Şubat 2021 Cuma günü 6,96’dan kapandı.

Üç ayı aşkın süredir, hemen hemen kesintisiz devam eden TL’nin bu %22’lik değer kazancı sürecinde, bazı uzmanlar bir süredir “aman TL aşırı değerlenmesin, çok tehlikeli” söylemlerine başladılar. Bu endişelerin arkasındaki gerekçe, cari açıkta olası artışlar, ihracatın değerli TL’den olumsuz etkilenmesi vs.

Oysa bana sorarsanız, “TL değerlenmesin” demek için o kadar ama o kadar erken ki…

Neden mi?

Devamını Oku

BÜYÜMEK YA DA BÜYÜMEMEK

Paylaşın
E-posta ile takip edin
Facebook\\\\\\\\\\\\\\\
Twitter\\\\\\\\\\\\\\\
LinkedIn\\\\\\\\\\\\\\\
Google+\\\\\\\\\\\\\\\
https://www.serinadericiyan.com/2019/06/03/buyumek-ya-da-buyumemek/

Cuma günü (31 Mayıs), 2019 ilk çeyrek büyüme verileri açıklandı. Çeşitli medya kanallarında, sosyal medya da dahil, birbiriyle çelişen başlıklar ve yorumlar gördük. Kimi, “teknik resesyondan çıktık” derken, kimi de “Türkiye resesyona girdi” diyordu. Birbirinin bu derece zıttı söylemler nasıl oluyor? Tamam, ekonomide bilgi kirliliği ayyuka çıkmış durumda, ama bu kadar da aleni ‘yalan’ durumu söz konusu olabilir mi? Devamını Oku

DÜNYA NEYİ FİYATLIYOR? TÜRKİYE’DE NELER OLUYOR?

Paylaşın
E-posta ile takip edin
Facebook\\\\\\\\\\\\\\\
Twitter\\\\\\\\\\\\\\\
LinkedIn\\\\\\\\\\\\\\\
Google+\\\\\\\\\\\\\\\
https://www.serinadericiyan.com/2019/01/03/dunya-neyi-fiyatliyor-turkiyede-neler-oluyor/

Dünya, yeni yıla, olası küresel bir ekonomik durgunluğu (resesyon), sert bir şekilde fiyatlayarak başladı.

Dünya borsalarında önemli düşüşler yaşandı; hatta bu düşüşler, yılın ikinci işlem gününe de taşındı. Para birimleri ise yüksek oynaklıkta seyrediyor.

Bu durumu tetikleyen temel unsurlar, Çin’den gelen öncü verilerin, Çin ekonomisinde önemli bir durgunluğa işaret ediyor olması (söz konusu olan, Dünyanın ikinci büyük ekonomisi olunca, bu durum hepimizin derdi haline geliyor) ve Apple’ın 20 yıldır ilk kez satış tahminlerini düşürmesi oldu.

Aslında ABD’den gelen ekonomik veriler, o kadar da kötü değil. Ama orada da sürprizlerle dolu bir Trump faktörü var. (Hükümetin 10 gündür kapalı olması, Trump’ın Fed ile uğraşması ve belki de en fenası, her an yeni bir gündem yaratma ihtimalinin olması). Gerçi bir yandan da, Fed’in 2018’de faiz artışlarında hakikaten fazla hızlı davranmış olabileceği tartışılıyor. 2019’un, en azından ilk yarısında faiz artışlarının Fed’in gündeminde olmayacağı, hatta daha da fazlası, faiz indirmesi ve/veya bilanço küçültmeyi durdurması ihtimallerinin söz konusu olduğu konuşuluyor. (Fed’in bilanço küçültmesi = piyasadan likidite çekmesi)

Tüm bu gelişmeler, uluslararası piyasalarda riskten kaçış refleksi doğurdu. Bunu, altının onsunun 1.300 USD’ye dayanmasından ve ABD 10 yıllık tahvil faizlerinin %2,60’ın altına gelmesinden de anlayabiliyoruz. (Tahvil faizinin düşmesi, o tahvile talep olduğunu gösterir; tahvilde fiyat ve faiz arasındaki ters ilişki nedeniyle. Yani ‘güvenli liman’ algısıyla, yatırımcılar, bizim gibi piyasaları hızla terk edip parayı altına ve ABD tahvillerine gömüyor.)

Türk Lirası ve hatta Borsa İstanbul da bu gelişmelerden ziyadesiyle nasibini aldı iki gündür. 2018’i 5,30’dan kapatan USD/TL, yeni yılın ilk işlem gününde 5,40’ı aşmıştı. Dün gece, Asya piyasalarının sığ işlemlerinde (Japonya tatil bu arada), 5,80’e kadar yükseldi. Bugünü ise 5,50 civarında salınarak geçirdik.

Gelişmekte olan ülke para birimlerinin neredeyse hepsi değer kaybederken, Türk Lirası net bir şekilde negatif ayrışarak en kötülerden biri oldu. Demek ki, Dünya’da risk iştahının kaçmasına ek olarak, bizden kaynaklanan durumlar da var. Nedir bunlar?

Bugün açıklanan Aralık ayı enflasyonunun aylık bazda eksi çıkması ve sonucunda, 2018’i %20,30 yıllık enflasyonla kapatmış olmamız, her ne kadar hala çok yüksek olsa da, bundan birkaç ay önce %25’in üzerinde olan enflasyona ve o zamanki yıl sonu tahminlerine göre çok daha olumlu. İlk bakışta tuhaf gelebilir ama, bu görece olumlu durum, piyasaları, daha doğrusu yatırımcıları olumsuz etkiledi. Çünkü 16 Ocak’ta TCMB’nin faiz toplantısında %24 olan politika faizini düşürme ihtimalinden korktular. Oysa faiz indirimleri için daha çok erken. Ama önümüzde bir seçim olunca, maliye politikalarıyla ne yapılmaya çalışıldığı konusunda kafalar karışık olunca (bir yandan, vergi indirimleri, teşvikler, diğer yandan gelir arttırma yolunda bazı ‘ilginç’ uygulamalar vb.) ve TCMB’nin bağımsızlığı konusunda soru işaretleri hala var oldukça, piyasaların buluttan nem kapması çok doğal.

Bundan sonra ne olacak? Biz ne yapmalıyız? Benim kanaatimce, Dünya’dan gelen olumsuz etki, kısa bir süre sonra şiddetini azaltacak. Hatta Fed’in daha gevşek bir para politikasına dönmesi ve Avrupa Merkez Bankası’nın sıkılaşmaya doğru önünde daha çoook uzun bir yol olması, bizim gibi gelişmekte olan ülkeleri olumlu bile etkileyecektir.

Demek ki, mesele dönüp dolaşıp yine bizim içeride ne yapacağımıza ve ne yapmamamız gerektiğine gelip dayanıyor: Baskıya maruz kalmadan sıkı para politikasına devam eden/edebilen bir TCMB ve seçime rağmen mali disiplinden vazgeçmeyen, bunu attığı adımlarda da net bir şekilde ortaya koyan bir Hükümet ile ekonomistlerin aylardır vurguladığı ‘güven tesisi’ konusuna halel getirecek uygulamalardan kaçınmak (mesela, Hazine’ye kar transferini erkene almak için, TCMB’nin Nisan’da olması gereken genel kurulunu Ocak ayına çekip, “demek ki devletin acayip paraya ihtiyacı var” dedirtmemek).

Enflasyonun durumu ne olacak peki derseniz, elektriğe ve doğal gaza yapılan %10’luk indirim, otomobil, beyaz eşya vergi indirimlerinin 3 ay daha uzatılması, Ocak ayı enflasyonunun da pek yüksek olmayacağını gösteriyor. Belli ki, Mart sonuna kadar, öyle ya da böyle, biz bu işi idare edeceğiz. Daha önceleri, Ocak’tan korkuyordum, şimdi Nisan’dan korkuyorum enflasyonla ilgili. Ama mevzu enflasyon olunca, en çok korktuğum da döviz kuru. Tam “kurun geçişkenlik etkisi, yani kurlardaki artışın belli bir zaman sonra-ki bu belli zaman da geçen yıl çok kısalmıştı-enflasyon yaratması etkisi artık bitiyor, hatta terse dönecek” derken, kurun yeniden hareketlenmesi, benim gibi, memleketin en öncelikli ekonomik sorununun enflasyon olduğunu düşünenlerin temel meselesi olmalı…

VERİ TAKVİMİ 2019

Paylaşın
E-posta ile takip edin
Facebook\\\\\\\\\\\\\\\
Twitter\\\\\\\\\\\\\\\
LinkedIn\\\\\\\\\\\\\\\
Google+\\\\\\\\\\\\\\\
https://www.serinadericiyan.com/2019/01/02/veri-takvimi-2019/

Temel bazı ekonomik verilerin 2019 yılındaki açıklanma tarihlerini, ait olduğu dönem ve yayınlayan kurum bilgileriyle birlikte aşağıdaki tabloda bulabilirsiniz.

İkinci tabloda da, bizim, ABD’nin ve Avrupa’nın merkez bankalarının faiz kararlarını aldıkları toplantıların tarihlerini bulabilirsiniz.

Veri yayını ile ilgili bazı detay bilgilere, geçen yıl yayınladığım veri takviminden ulaşmak için tıklayınız.

Her birimiz için, ülkemiz için ve Dünyamız için iyiliklerle dolu bir yıl olsun.

KISA KISA HER BAŞLIKTAN… BÜTÇE, BÜYÜME VE DAHASI

Paylaşın
E-posta ile takip edin
Facebook\\\\\\\\\\\\\\\
Twitter\\\\\\\\\\\\\\\
LinkedIn\\\\\\\\\\\\\\\
Google+\\\\\\\\\\\\\\\
https://www.serinadericiyan.com/2018/12/17/kisa-kisa-her-basliktan-butce-buyume-dahasi/

Bugün Kasım ayı Bütçe gerçekleşmeleri açıklandı. Kasım’da Devletin bütçesi 7,6 milyar TL fazla verdi. Ocak-Kasım dönemi bütçe açığı da 54,5 milyar TL oldu. Yılın bitmesine sadece 1 ay kalmışken, yılın başında belirlenen bütçe açığı hedefi olan 65,9 milyar TL’ye epeyce yaklaştık. Ama Eylül’de açıklanan Yeni Ekonomi Programı’nda bu yıl için öngörülen bütçe açığı 72,1 milyar TL ve ilk 11 ayda bu rakamın oldukça altındayız.

Ancak, bu rakamlar bizi yanıltmasın. Zira, bütçe rakamları, yıl içinde çok fazla dalgalanma gösteriyor. Üstelik de, yılın son ayı her zaman, bütçe açığının oldukça fazla gerçekleştiği bir ay oluyor. Geçen yılı örnek olarak vermek gerekirse; 2017 Kasım’da 8,5 milyar TL bütçe fazlası vermişken, Aralık’ta 20,9 milyar TL açık vermişiz ve yılı 47,4 milyar TL bütçe açığı ile bitirmişiz. Yani yılın tamamında verdiğimiz bütçe açığının neredeyse yarısını, yılın son ayında gerçekleştirmişiz.

Her şeye rağmen, böyle bir yıl için, bana göre, yine de ‘makul’ rakamları konuşuyoruz. ‘Böyle bir yıl’ derken, seçimi ve bize 90’lı yılları hatırlatan seçim ekonomisini kastediyorum. Düşünün ki, sırf, emeklilere verdiğimiz iki bayram ikramiyesi, 20 milyar TL’nin üzerinde. Üstelik de, bu kadar ‘ekstra’ harcamaya rağmen, yıl sonu bütçe açığı rakamının GSYH’ye oranı %2 civarında kalacak çok muhtemeldir ki (Maastricht kriteri %3). Gerçi, bu oranın, 2017’de %1,5; 2013-2016 arasındaki 4 yıl boyunca da %1 olduğunu söylememiz lazım.

Peki nasıl oluyor bu işler derseniz, büyük ölçüde, bedelli askerlik, imar barışı ve benzeri bir kereye mahsus gelirlerle elbette. Yıl bitmeden, bütçe ile ilgili detaylı gelir-gider analizi yapmayı doğru bulmuyorum aslında, yukarıda bahsettiğim üzere Aralık’ta tüm resim değişebileceği için; ancak, gelir tarafıyla ilgili bir bilgiyi de paylaşmadan geçemeyeceğim: vergi gelirleri 2018’in ilk 11 ayında, geçen yılın aynı dönemine göre, %18 artmış iken, vergi dışı gelirler %35 artmış. Aslında, sadece yüzdelere bakmak da pek doğru değil bütçe gelir ve giderlerinde. O yüzden, ben direkt rakam vereyim: vergi dışı gelirler, ilk 11 ayda, geçen yılın ilk 11 ayına göre 30 milyar TL artarak, 115 milyar TL olarak gerçekleşmiş. İşte bu vergi dışı gelirler dediğimiz, büyük ölçüde, bir kerelik gelirler.

Daha detaylı bütçe analizini, Aralık ayı verilerini de aldıktan sonraya bırakıyorum. Ha pardon, bir de faiz giderlerinin ilk 11 ayda %30 (55 milyar TL’den 72 milyar TL’ye) yükseldiğini söylemek isterim. Eh, hem borcun hem faiz oranlarının yükseldiği bir ortamda, şaşırmıyoruz.

Geçen hafta, 3.çeyrek büyümesi açıklandı: 2018 3.çeyrekte, geçen yılın aynı çeyreğine göre, %1,6 büyüdük. Bu büyümenin alt bileşenlerine kısaca göz atalım.

GSYH içinde en yüksek paya sahip olan hane halkı tüketim harcamaları sert bir şekilde yavaşlamış: %1,1, ama hala artıda. Devletin tüketim harcamaları %7,5 artmış. Şaşırdık mı? Hayır. Eğer, kamu gerçekten tasarruf edecekse ya da ediyorsa söyledikleri gibi, 4.çeyrekte burada çok daha az bir artış görmemiz lazım, hatta belki azalış. Yatırım harcamaları %3,8 azalmış, ki içinde bulunduğumuz ortamda buna da şaşırmıyoruz.

Verdiğimiz cari fazlalardan da bildiğimiz üzere, ihracatta %13,6’lık bir artış, ithalatta da %16,7’lik bir azalış var (ithalat, büyümeden götüren bir kalem; o yüzden, azalması, büyüme üzerinde pozitif etki yaratıyor, ama bu tamamen matematiksel bir açıklama; çünkü ithalatın azalması, özünde, ekonomideki yavaşlamadan, yani üretimin azalmasından kaynaklanıyor, unutmayalım). Büyümenin 3.çeyrekte, bazı beklentilerin aksine, düşük de olsa artı bir rakam çıkmasında, ihracat ve ithalattaki bu rakamların etkisi büyük. Ama keşke ihracat biraz daha artabilseydi…

Eksi büyümeyi, kısmetse son çeyrekte göreceğiz, yani daralmayı. Bugün açıklanan Ekim ayı sanayi üretim endeksi, bunun sinyallerinden sadece biri. Sanayi üretim endeksi, Ekim’de geçen yılın aynı ayına göre %5,7 azalmış.

Son çeyrekte büyümenin eksi geleceğine dair bir diğer sinyal, Ekim ayında da, tıpkı Ağustos ve Eylül gibi, cari fazla vermiş olmamız. Ekim’de 2,8 milyar USD cari fazla verdik. Böylece, son 3 ayda toplam 6,5 milyar USD cari fazla vermiş olduk. Yılın başından bu yana verdiğimiz cari açık da, 27,2 milyar USD’ye geriledi.

Bir önceki yazımda da belirttiğim üzere, her ne kadar 3 aydır cari fazla veriyor olmak, bizim gibi bir ekonomi için büyük bir saadet gibi görünse de, ne yazık ki, bu bizim başardığımız bir durum değil, büyümedeki sert geri çekilişin doğurduğu ithalat azalmasının sonucu. Üretimimiz yavaşlayınca, ham madde ithalatı da azalıyor haliyle. Yine de, döviz kıtlığını, bilhassa bu yıl, iliklerine kadar hissetmiş bir ülke olarak, hiç değilse buradan kaynaklanan döviz ihtiyacımızın azalması, önemli bir durum. Yılın başlarından itibaren, ‘frene vaktinde basalım, yeniden dengelenelim’ deyip durmamızın bir sebebi buydu.

Bir diğer sebebi de enflasyondu. Ama orada tren kaçtı, Ağustos ayında yaşadığımız kur şokunun yarattığı korkunç maliyet enflasyonu ile. Artık işimiz çok daha zor enflasyon tarafında; daha doğrusu işimiz ‘topyekun’ kampanyalara kaldı.

Kasım’da aylık enflasyon eksi %1,44 çıktı, malum. Yıllık enflasyon da, Ekim’deki %25,24’lük seviyesinden, Kasım’da %21,62’ye geriledi. Aralık ve bilhassa da Ocak enflasyonunu görmeden, detaylı bir analiz yapmayacağım enflasyonla ilgili. Sadece şunu söyleyeyim: emekli maaş zamları, asgari ücret gibi masa başında belirlenmiyor; bir formülle belirleniyor. O formül de, Ocak ayı emekli zamları için, Aralık enflasyon endeksinin Haziran endeksine oranı. Ekim’i Haziran’a oranladığımızda, %12,26 idi; Kasım’da eksi çıkınca, bu oran %10,64’e düştü. Aralık da eksi çıkarsa, biraz daha düşer. Ama Aralık’ın eksi çıkması, Kasım kadar kolay görünmüyor.

Son bir veri bugün açıklanan: vadesi 1 yıl içinde dolacak dış borcumuz, Ekim ayı itibariyle 174 milyar USD. Bunun 31 milyar USD’si kamu borcu, 137 milyar USD’si de özel sektör (kalanı da TCMB). Özel sektörün dağılımı da şöyle: 65,5 milyar USD’si bankalar, 6,5 milyar USD’si diğer finans kuruluşları (leasing, faktoring vb.), 65 milyar USD’si de finans dışı şirketler, yani reel sektör, ki beni en çok korkutanı bu sonuncusu. Ama ben yine iyi bir taraf bulayım bu veride de: bu 174 milyar USD’lik kısa vadeli dış borç, bu yılın Şubat ayında 186 milyar USD ile tepe noktadaydı. Azıcık da olsa bir gerileme var.

Peki, yani, sonuç olarak, nasıl gidiyor işler derseniz, bu aylarda büyük resmi değerlendirmek çok zor. Çünkü, geçici çözümler, gerçek resmin nereye evrileceğini tam olarak görmemizi engelliyor, daha doğrusu başkalarını bilmiyorum ama ben net göremiyorum. Bu yüzden de, ne, şimdiden ‘battık, bittik’ diyecek kadar ön yargılıyım; ne de, arada bir çıkan bazı olumlu verilerle ‘tamam geçti, en kötü geride kaldı’ diyecek kadar iddialı. Sadece gerçekçi ve tarafsız olmaya gayret ediyorum. Netlik, benim için 2019’un ilk birkaç ayında mümkün olacak ancak; şimdilik ortalık hafif puslu. Olumlu ya da olumsuz, çabuk gaza gelmeyelim.

Kolay gelsin hepimize…

‘KENDİ EKONOMİNİ KENDİN TAKİP ET’ KILAVUZU

Paylaşın
E-posta ile takip edin
Facebook\\\\\\\\\\\\\\\
Twitter\\\\\\\\\\\\\\\
LinkedIn\\\\\\\\\\\\\\\
Google+\\\\\\\\\\\\\\\
https://www.serinadericiyan.com/2018/10/25/kendi-ekonomini-kendin-takip-et-kilavuzu/

Hükümet ‘Yeni Ekonomi Programı’nı (YEP) açıkladı. TCMB üzerine düşen parasal sıkılaştırmayı yaptı. Piyasalarda, Ağustos’ta başlayan ‘yangın’, önemli ölçüde kontrol altına alındı (her ne kadar, her an yeniden alevlenmeye teşne olduğunu görsek de).

Öyleyse, zaman icraat zamanı… Biz de vatandaş olarak takipteyiz. Takip ederken, uzman görüşlerini okuyoruz ve dinliyoruz. Bunun yanı sıra, “ekonomik göstergeleri kendimiz de doğrudan takip edelim ve bir sonuç çıkaralım” diyorsanız, naçizane, size aşağıdaki basit, biraz da yüzeysel, ama yine de yol gösterici rehberi sunmak isterim. Açıklanan hiçbir ekonomik veriye inanmayanlardansanız, bu yazının devamını da okumanıza gerek yok.

BÜYÜME

Ekonomide vazgeçemediğimiz tutkumuz, refahımızı artırmanın tek yolu: Büyüme… 2017’de ve 2018’in ilk 6 ayında çok güzel büyüdük. Şimdi bedel ödeme zamanı. Büyüme düşmeden, içinde bulunduğumuz olumsuz koşullardan çıkışın bir yolu yok. Bunu kabullendikten sonra, büyümedeki azalmanın ne kadar olacağı/olması gerektiği, yani kemerleri ne kadar sıkmak zorunda kalacağımız konusu geliyor.

Hükümet YEP’te, bu yılki büyümeyi %3,8 olarak tahmin ediyor. Şu ana kadar elimizde, ilk 6 ayın verileri var. İlk çeyrek, %7,3; ikinci çeyrek %5,2 büyüdük. İlk 6 aya toplam bakarsak, büyüme %6,2 (bu rakamın, 7,3 ile 5,2’nin ortalaması olmadığını belirtmek isterim).

Üçüncü çeyrek büyüme 10 Aralık’ta, dördüncü çeyrek büyüme ise Mart 2019’da açıklanacak. Her iki çeyrekte de büyüme oranımız sıfır olursa varsayımında, 2018’in toplamında %2,8 büyümüş oluruz. Hükümet ise YEP’te, bu yılki büyümeyi %3,8 olarak tahmin ediyor. Demek ki, hükümet, az da olsa ‘artı’ büyüme bekliyor yılın ikinci yarısında. Oysa, ekonomistler arasında, bu çeyreklerden birinde, hatta ikisinde birden, ‘eksi büyüme’ bekleyenler var.

Sonuç olarak, hani aylarca tartıştık ya, yumuşak iniş mi, çakılma mı diye, işte onu 2018 3.ve 4.çeyrek büyüme rakamlarından anlayacağız. (Bu arada, bu konuyla ilgili en güncel moda tabir, ‘kontrollü sert iniş’.) Eğer bu yılı %3,8 civarı bir büyüme ile tamamlarsak YEP’te öngörüldüğü gibi, o zaman beklenenden daha yumuşak ya da daha az sert bir iniş olacak.

Tabii bir de, vatandaş olarak gözlemlerimiz var bu konuda. Ev, araba ve beyaz eşya/mobilya satışlarının azaldığını zaten biliyoruz rakamlardan. Ama, benim en çok baktıklarım; trafikteki araç sayısında bir azalma görüyor muyum sokağa çıktığımda, restoran ve kafe müşterileri azalmış mı, mağaza kasalarında insanlar var mı ödeme için bekleyen (Araplar ve diğer ülke turistleri hariç elbette). Yorum sizin.

Bu arada, 2019’un ilk çeyrek büyüme rakamlarını, ta Haziran’da göreceğiz ama, iki çift laf da 2019 büyümesi için etmek gerekirse, YEP yılın tamamındaki büyümeyi %2,3 olarak öngörüyor. Uzman beklentileri, genellikle bunun da altında. Eğer sert iniş olacaksa, 2019’da %1’ler seviyesinde bir büyüme göreceğiz demektir. Bunun da daha şiddetli kısmını yılın ilk yarısında yaşayacağımızı düşünürsek, sıkılan kemerler canımızı çok daha fazla yakacaktır. Öte yandan, tahminlerden çok daha iyi büyüme rakamları görürsek, özellikle ilk yarıda, bu sefer de içine girdiğimiz sarmaldan çıkışımız gecikiyor ve iyice zorlaşıyor demektir.

KAMU BÜTÇESİ

Diyelim ki, büyüme rakamları tahminler kadar kötü gitmiyor; mesela diyoruz, aman diyeyim. O zaman, ilk bakmamız gereken, bunda kamu harcamalarının payı ne kadar, yerel seçimler için yine popülist politikalar mı uygulanıyor ve elbette, bunların sonucunda bütçe açığı, hedeflenene göre nasıl seyrediyor. Aslında, her koşulda, bütçe açığı, izlememiz gereken en önemli gösterge önümüzdeki dönemde. Hani, hep diyoruz ya, enflasyonu düşürmek için, sadece TCMB’nin sıkı para politikası yetmez, aynı zamanda, sıkı maliye politikası, disiplinli bütçe yönetimi de gerekli diye, işte sıkı maliye politikasının gerçekten uygulanıp uygulanmadığını anlamak için, bütçe açığı rakamlarını takip etmeliyiz.

Bütçe açığı rakamlarını takip ederken, dikkat etmemiz gereken iki temel püf noktası var: Bunlardan ilki, bütçe gerçekleşmelerinin, belirlenen bütçe hedef rakamlarıyla ne kadar uyumlu olduğudur. Bütçe açığının, hedeflenenin çok üzerine çıkması, son derece tehlikelidir; çünkü, bu açığı borçlanarak finanse etmek zorunda olan Hazine’nin işini çok zorlaştırır. Hem iç hem dış borçlanma maliyetlerinin çok yüksek olduğu günümüzde, Hazine, planladığından daha yüksek borçlanma yapmak zorunda kalırsa, daha da yüksek maliyetlerle karşı karşıya kalır; çünkü piyasalar acımasızdır; Hazine’nin elinin zayıf olduğunu gördüğünde, affetmez.

İkinci püf noktası ise, bütçe açığının miktar olarak ‘makul’ olup olmadığıdır. ‘Makul’un tanımı nedir? Biz genellikle, bu konuda AB’nin Maastricht Kriterlerini esas alıyoruz. İlgili Maastricht kriteri der ki, bütçe açığının GSYH’ye oranı %3’ü aşmamalı. Ama bizimki gibi kırılgan bir ekonomi için %3 de çok yüksek bir bütçe açığı. Zaten 2013-2016 arasında, %1 civarında seyrettik. 2017’de Hükümet kesenin ağzını açınca, bu oran %1,5 oldu.

Geçmişi bir kenara bırakıp, gelelim 2018 ve 2019’a. 2018 için geçen yıldan belirlenen bütçe açığı hedefi, 66 milyar TL idi. Bu rakam, YEP’te 72 milyar TL’ye revize edildi. Özellikle Haziran seçimleri nedeniyle, kamunun bu kadar para harcadığı bir yıl için, bu sapma oldukça kabul edilebilir bir seviye; tabii tutarsa. İlk 9 aylık veri elimizde: Ocak-Eylül 2018 bütçe açığı 56,7 milyar TL. Bu rakamın, yıl sonuna kadar nasıl seyredeceği, en yakından takip etmemiz gereken ekonomik gösterge. Yıl sonuna kadar kalan 3 ayda toplam 15 milyar TL açık vermemiz gerekiyor en fazla.

2019 yılı, bu çerçevede daha da önemli. 2019 için YEP’te (ve bugünlerde TBMM’de görüşülen bütçe tasarısında da) hedeflenen bütçe harcamaları 961 milyar TL; bütçe gelirleri ise 880,4 milyar TL; dolayısıyla, bütçe açığı da 80,6 milyar TL. Bu açık hedefinin GSYH’ye oranı %1,8, ki hala oldukça makul bir seviye. Özellikle yerel seçimlere kadar, bütçe harcamalarının ne seviyede seyredeceği önemli. (Her ayın bütçe gerçekleşmeleri, bir sonraki ayın 15’inde, Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından açıklanır.)

Kamu bütçesini azıcık daha detay izlemek isteyenlerin, bir de ‘Faiz Dışı Fazla (FDF)’ rakamını izlemelerini öneririm. Bu rakam da, tıpkı bütçe açığı hesaplanırken yapıldığı gibi, kamu gelirlerinden kamu harcamalarının çıkarılmasıyla hesaplanıyor; ama farkı, kamu harcamalarına faiz harcamalarının dahil edilmeden yapılması bu hesabın. Adından da anlaşıldığı üzere, bütçeye bu şekilde, faiz harcamaları hariç baktığımızda, ‘açık’ değil ‘fazla’ görüyor olmamız lazım. Eğer bu rakamda da açık veriyorsak, yandık demektir.

YEP, bu yıl sonunda 4,3 milyar TL FDF tahmin ediyor. İlk 9 aylık gerçekleşme sonuçlarına göre, FDF 3,7 milyar TL. 2019 hedefi de 36,7 milyar TL. Hadi bakalım…

CARİ AÇIK

Cari açıkta, yıllarca bellediğimiz bir rakam vardı: cari açığın GSYH’ye oranı %5’in altındaysa, korkacak fazla bir durum yok. Oysa, günümüz Türkiye koşulları, kıt doların başrol oynadığı küresel koşullarla da birleşince, %5 de oldukça yüksek ve riskli bir rakam bizim için. 2017’de %5,6 olarak gerçekleşti cari açığın GSYH’ye oranı. 2018’in sadece ilk 6 ayına bakarsak, %7,6.

2018’in ikinci yarısından itibaren, cari açıkta resim değişiyor. Ocak-Ağustos arası, 8 aylık cari açık 30,6 milyar USD. Sadece Ağustos’ta, sıkı durun, 2,6 milyar USD cari FAZLA verdik. Üstelik Eylül’de de cari fazla vermemiz bekleniyor. Dolayısıyla, YEP’teki 36 milyar USD’lik 2018 cari açık tahmini tutacak gibi duruyor. (Geçen yılki cari açık 47,5 milyar USD idi.)

Cari açıktaki bu azalma, hatta birkaç aylığına da olsa, cari fazla veriyor olmamız, bir tane olumlu unsuru, bir tane de olumsuz unsuru bünyesinde barındırıyor. Olumlu unsur, turizm gelirlerindeki yüksek artış. Olumsuz unsur ise, cari açıktaki düşüşün yapısal bazı düzelmelerden değil, büyümedeki hızlı ve kuvvetli yavaşlamadan kaynaklanıyor olması. Malum, üretimde ithal girdi bağımlılığımız nedeniyle, büyümenin azaldığı hatta daralmanın yaşandığı dönemlerde, cari açığımız da düşüyor. Dolayısıyla, içinde bulunduğumuz dönemde, büyümede sert iniş beklenirken, para birimimiz de bu kadar değer kaybetmişken, cari açığımızın azalması kadar doğal bir sonuç yok.

YEP’teki 2019 cari açık hedefi bu yılkinden de düşük: 26 milyar USD. Eh, büyümenin %2,3 olacağının öngörüldüğü bir yılda, cari açığın da bu seviyede olması çok normal; emek harcanmış bir başarı değil. Yani aslında, cari açığı bir süre takip etmesek de olur; zaten düşeceğini biliyoruz zira. Ne zaman ki, büyüme yeniden %4-5 seviyelerine yükselir, o zaman cari açığı mercek altına almak yeniden önem kazanır ve hala düşükse, o zaman alkışı hak eder.

(Cari açığı, TCMB açıklar, ödemeler dengesi istatistikleri içinde ve her ayın verisi, iki sonraki ayın 10’u ila 15’i arasında bir gün açıklanır.)

ENFLASYON

Enflasyon, zaten herkesin takip ettiği, hiç takip etmeyenin bile, iliklerine kadar hissettiği bir gösterge. Burada, sadece, bir küçük hatırlatma yapmak isterim. Enflasyonun düşmesi demek, fiyatların düşmesi demek değildir. Enflasyon, fiyatların artış oranıdır. Dolayısıyla, enflasyonun düşmesi, fiyatların artmaya devam edeceği ama daha yavaş artacağı anlamına gelir. YEP’te, 2019 yıl sonu enflasyon hedefi, %15,9. Yani şu an bize korkunç gelen fiyatların, 2019’da da ortalama %16 civarı bir oranda artmaya devam edeceği anlamına gelir bu hedef.

Enflasyonla topyekün mücadele kampanyasının etkilerini ben tam olarak çözebilmiş olmadığımdan, burada da hakkında söyleyecek fazla bir sözüm yok. Sadece, Ekim ayında, enflasyonu aylık bazda eksi görme (işte bu, fiyat düşüşü demek) ihtimalimiz olduğunu biliyorum (bilhassa, indirimli ürünler, eğer TÜİK madde sepetinde ağırlığı yüksek olanlar arasından seçildiyse, ki öyle zannediyorum). Bir de, YEP’in 2018 sonu enflasyon tahmini olan %20,8’in tutmasının, çoğunluğun aksine, benim için sürpriz olmayacağını söyleyebilirim. Peki tamam, bu, matematiksel olarak biraz zor görünüyor; ama Eylül itibariyle, %24,52 olan TÜFE artışının, yılı %21-22 seviyesinde kapatması beni şaşırtmayacak. Tek şartım, yönetilen/yönlendirilen fiyatların yıl sonuna kadar artmaması, ki artmayacak bence. Bu ne demek? Fiyatları vergi yoluyla (benzin, alkol, tütün gibi) ya da doğrudan Hükümet eliyle (elektrik, doğal gaz, köprü/otoyol ücretleri gibi) belirlenen ürünlerden bahsediyorum.

Demek ki, Ocak ayından itibaren, kampanyaların sona ermesi, ertelenen vergi artışlarının ve kamu zamlarının art arda devreye alınmasıyla, enflasyonda asıl sürprizleri görebiliriz.

Üretici fiyatları enflasyonunda (ki Eylül’de %46,15 olarak açıklandı), bir düşüş görebilmemizin tek yolu ise kurların aynı seviyelerde kalması uzunca bir süre, hatta mümkünse, biraz daha gerilemesi. (ÜFE artışı için, TCMB’nin ya da hükümetin bir hedefi olmaz bu arada.)

Son söz: tüm bu makroekonomik göstergelerin yanı sıra, bir de bankacılık sektörünü izlemekte fayda var 2019’da. Sermaye yeterlilik rasyoları ne kadar düşüyor, kritik sınır olan %12’ye ne kadar yakınlar, karlılıklar ne durumda, tahsili gecikmiş alacak oranları ne durumda ve hepsinden önemlisi, hükümet, borçlarını ödemekte zorlanan şirketler için ne yapıyor; şirketler kredi borçlarını ödeyemedikçe, zorlanan bankalar için ne önlemler alıyor ve alınan önlemler varsa, bu önlemler kamu bütçesi üzerine ne kadar ek yük getiriyor…

Bir son söz de kişisel: yaklaşık üç aydır yazmıyordum. Bu üç aydan sonra, ancak böyle toparlayabiliyorum konuları. Sabrı yeterli gelip, buraya kadar okuyanlara bir faydam dokunmuştur umarım.

ENFLASYON VE İLK 100 GÜN…

Paylaşın
E-posta ile takip edin
Facebook\\\\\\\\\\\\\\\
Twitter\\\\\\\\\\\\\\\
LinkedIn\\\\\\\\\\\\\\\
Google+\\\\\\\\\\\\\\\
https://www.serinadericiyan.com/2018/08/05/enflasyon-ilk-100-gun/

Cuma günü Temmuz ayı enflasyon rakamları açıklandı. Aylık TÜFE %0,55 arttı. Böylece yıllık enflasyon da %15,85’e yükseldi.

Enflasyon verisinin, başta Papaz Brunson nedeniyle gerilen ABD ilişkileri olmak üzere, yoğun gündemin gölgesinde kaldığını söyledi bazı uzmanlar. Aslında, piyasaları coşturacak (!) bir veriydi sanki.

Evet, Temmuz’da %16’yı aşması beklenen yıllık enflasyon, %16’nın biraz altında kaldı ve biz buna sevindik; çünkü son aylarda, açıklanan enflasyon, ekonomistlerin tahminlerinden yüksek çıkıyordu hep. Bu seferki, beklenti altında gelen enflasyonun temel nedeni, manşet enflasyonu düşürmeye yetmemiş olsa da, gıda fiyatlarındaki düşüş. Özellikle sebze-meyve fiyatlarında, bir önceki aya göre, %3,12 oranında düşüş var; gıdanın toplamı da %0,44 oranında düşmüş. Bu düşüşler çok normal, hatta az. Hayır, yaz mevsiminden kaynaklı değil; gıdada o mevsimsellik etkisini görmeyeli epey zaman oluyor. Esas neden, sebze-meyve fiyatlarının bir önceki ay, aylık bazda %17,51 artması; dikkat, yıllık değil aylık artış bu. Toplam gıda da Haziran’da %6,33 artmıştı ve aylık %2,61 gelen ve hepimizi şok eden TÜFE artışında da etkisi büyüktü. Söylemek istediğim şu: bir ay bu kadar yükselen sebze-meyve fiyatlarının, sonraki ay bir miktar gerilemesi normal ve hatta bu düşüş oranı çok yetersiz. Devamını Oku

ŞİMDİ DE 18 AĞUSTOS’U BEKLİYORUZ!

Paylaşın
E-posta ile takip edin
Facebook\\\\\\\\\\\\\\\
Twitter\\\\\\\\\\\\\\\
LinkedIn\\\\\\\\\\\\\\\
Google+\\\\\\\\\\\\\\\
https://www.serinadericiyan.com/2018/07/29/simdi-de-18-agustosu-bekliyoruz/

90’lı yılların ortaları… Çalıştığım bankanın hazine bölümünde bonocuyum. O dönemde, en uzun vade 12 ay, hepsi iskontolu. Kuponlu tahvil diye bir şey yok ortalıkta. %105 yıllık basit faiz ile 3 aylık bono alıyorsun ihaleden mesela; aynı gün ikinci elde, mesela %98 ile satıyorsun. Aynı gün içinde %1,5 civarı bir kar; hisse filan değil yani, bildiğiniz bono, sabit getirili olanından hani.

80’lerin ortalarından itibaren aşama aşama kalkan kambiyo kontrolleri ve 1989 yılında Türk Lirasının konvertibl olması ile, ülkemize sıcak para (sermaye piyasalarına yatırıma gelen yabancı dövizi) girişi başlamıştı. 90’larda artık epey bir yabancı yatırımcı, bizim piyasalarda al-sat yapıyordu. Hatta, ülkemizde çok işlem yapan bazı uluslararası büyük finans kuruluşları, Türkiye varlıkları alıp satmak için Türk uzmanlar istihdam ediyorlardı.

O yıllarda, Türkiye’de ekonomik göstergeler hiç parlak değildi. Devamını Oku