ŞİMDİİİ, GELELİM ŞU ‘KUR’ MESELESİNE…

Paylaşın
E-posta ile takip edin
Facebook\\\\\\\\\\\\\\\
Twitter\\\\\\\\\\\\\\\
LinkedIn\\\\\\\\\\\\\\\
Google+\\\\\\\\\\\\\\\
https://www.serinadericiyan.com/2021/02/21/simdiii-gelelim-su-kur-meselesine/

USD/TL kuru 6 Kasım 2020 Cuma günü 8,50’leri görerek rekorunu kırdıktan sonra, o hafta sonu Ekonomi yönetiminde yaşanan değişiklikleri takiben geri gelmeye başladı. En son 19 Şubat 2021 Cuma günü 6,96’dan kapandı.

Üç ayı aşkın süredir, hemen hemen kesintisiz devam eden TL’nin bu %22’lik değer kazancı sürecinde, bazı uzmanlar bir süredir “aman TL aşırı değerlenmesin, çok tehlikeli” söylemlerine başladılar. Bu endişelerin arkasındaki gerekçe, cari açıkta olası artışlar, ihracatın değerli TL’den olumsuz etkilenmesi vs.

Oysa bana sorarsanız, “TL değerlenmesin” demek için o kadar ama o kadar erken ki…

Neden mi?

Her şeyden önce 30 yıllık tecrübe ve gözlem sonucu, içimdeki ses öyle diyor. (İngilizce tabir için özür dileyerek ‘gut feeling’ diyebilirim.)

Bir de veriler üzerinden değerlendirmek gerekirse, öncelikle şunu söylemeliyim: Ben TL’nin gerçek (!) değerinin ne olduğu konusunun görece bir kavram olduğunu, dolayısıyla hesaplanmasının da oldukça anlamsız olduğunu düşünen biriyim. Çünkü, bu tür hesaplamalar, zamana bağlı hesaplardır ve sıfır noktası olarak hangi tarih ve seviyeyi esas aldığınıza bağlı olarak her şey değişir.

Ancak yine de, TCMB’nin 1994 yılına kadar geri giden reel efektif kur (REK) endeksine bakmakta fayda var. Bu endeks, 2003 yılını baz alır ve o zamanki değeri 100’dür. Malum, endeksler tek başına hiçbir anlam taşımazlar; sadece, zaman içindeki artış ve azalışları bize ışık tutar. REK endeksi düştükçe, TL değer kaybediyor demektir; yükselmesi de TL’nin değerlendiğini gösterir.

Bu endeks, ’94 yılından beri en yüksek 125-127 seviyelerine ulaşmış. Hangi dönem? 2007 ve 2008’in ilk yarısı, küresel kriz patlayana dek; bir de, 2010 yılı, kriz sonrası, Fed’in bedava USD dağıtmaya başladığı zamanlar.

Peki, REK endeksinin en düşük olduğu, yani TL’nin en değersiz olduğu dönem ve seviyeler? Tabii ki, Ekim-Kasım 2020. Kaç mıymış? 60. Şimdi kaç? Ocak 2021’de 66 olmuş.

Haydi bir de ‘bakkal hesabı’ yapalım: Kur şu anda, hani o “aman çok mu düştü” denen haliyle bile, 5 yıl öncesinin yaklaşık 2,5 katı; 7 yıl öncesinin ise yaklaşık 4 katı.

Şimdi bu şartlar altında, nasıl denir TL aşırı değerli! Üstelik de, ekonomi yönetimi de dahil neredeyse herkes, öncelikli çözülmesi gereken sorunun enflasyonu kalıcı düşürmek olduğunda hemfikir iken…

Şahsi kanaatim, bilhassa şu dönemde Türkiye’de enflasyonu düşürebilmek için en çok ihtiyacımız olan şey, TL’nin değerlenmesi yani kurun düşmesi; haydi en kötü ihtimalle aynı kalması diyelim. Peki enflasyonu kalıcı düşürmek için yol bu mu? Değil elbette ama bizim kalıcı düşüşler amacıyla reformlar yapmak için zamana ihtiyacımız var, biraz uzun zamanlara. (Tabii bir de niyete ama onun olduğunu varsaymak zorundayım.) Bu süreçte, enflasyonu hızlı düşürüp zaman kazanmak için ‘değerli TL’ bence tek yol.

Peki cari açık meselesi ne olacak? Cari açığı kalıcı düşürmek, üretimde ithal hammadde bağımlılığımızı azaltmak amacıyla yapılması gereken reformlar için de zaman kazanmaya ihtiyacımız var ya, işte o zamanda da, ne kadar hoşlanmasak da yabancı sermaye ile cari açığı finanse etmeye ihtiyacımız var. İşte bunun için de bir süre daha değerli TL’ye ihtiyaç var; sadece enflasyonu düşürmek için değil yani.

(Sayısal bir örnek vermek gerekirse karşılaştırma amaçlı: 2020’de cari açığımız 37 milyar USD. 2013 yılında 56 milyar USD. 2020’de ülkeye giren yabancı sermaye 8 milyar USD; 2013’te 76 milyar USD. Bu verilerden çıkan bir sonuç daha var aslında: değersiz TL’nin cari açığa pek de bir faydası yok. )

Yani kısacası, her şeyin başı aslında yapısal sorunları çözmek. Bu uzun bir süreç olduğu için de, o süreci mümkün mertebe az hasarla atlatmak için TL’nin değerlenmesi lazım.

“TL değerlenmesin” diyenler bana şimdi sorabilirler, “sen inanıyor musun reformik adımların atılacağına”. O zaman ben de sorarım: peki siz, sadece değersiz TL ile cari açığın düşürülebileceğine ve düşük kalabileceğine inanıyor musunuz? (Bakınız iki üst paragraftaki sayılara.)

(Bu araya iki konu daha sıkıştırmak isterim:

1-TCMB’nin, harcanan onca döviz rezervini yerine koymak için piyasadan doğrudan veya ihale yoluyla döviz almaya başlaması için de henüz çok erken bence.

2-Yerlilerin döviz bozdurmaya başlaması konusunu gündeme almıyorum bile. Çünkü ona daha çoook zaman var. Öyle bir güven bozulması ve duygusallık var ki o tarafta, onu tamir etmek yıllar bile sürebilir. Ama yabancı öyle değil, kar fırsatını gördü mü affetmez.)

Bazen ne düşünüyorum biliyor musunuz! Şimdilerde “kur düşmesin, düşerse cari açık başımıza bela olur” diyenler, 2000’li yılların ortalarında, ekonomide her şey güzel giderken ama cari açık da inceden inceden karanlık yüzünü göstermeye başlamışken, ‘cari açık, finanse edilebildiği sürece sorun değildir’ gibi, anlamsızlığı içinde saklı bir cümleyi sıkça dile getirenlerle aynı kişiler olabilir mi acaba 🙂

Paylaşın
Paylaşın
E-posta ile takip edin
Facebook\\\\\\\\\\\\\\\
Twitter\\\\\\\\\\\\\\\
LinkedIn\\\\\\\\\\\\\\\
Google+\\\\\\\\\\\\\\\
https://www.serinadericiyan.com/2021/02/21/simdiii-gelelim-su-kur-meselesine/

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir