Bugün Kasım ayı Bütçe gerçekleşmeleri açıklandı. Kasım’da Devletin bütçesi 7,6 milyar TL fazla verdi. Ocak-Kasım dönemi bütçe açığı da 54,5 milyar TL oldu. Yılın bitmesine sadece 1 ay kalmışken, yılın başında belirlenen bütçe açığı hedefi olan 65,9 milyar TL’ye epeyce yaklaştık. Ama Eylül’de açıklanan Yeni Ekonomi Programı’nda bu yıl için öngörülen bütçe açığı 72,1 milyar TL ve ilk 11 ayda bu rakamın oldukça altındayız.
Ancak, bu rakamlar bizi yanıltmasın. Zira, bütçe rakamları, yıl içinde çok fazla dalgalanma gösteriyor. Üstelik de, yılın son ayı her zaman, bütçe açığının oldukça fazla gerçekleştiği bir ay oluyor. Geçen yılı örnek olarak vermek gerekirse; 2017 Kasım’da 8,5 milyar TL bütçe fazlası vermişken, Aralık’ta 20,9 milyar TL açık vermişiz ve yılı 47,4 milyar TL bütçe açığı ile bitirmişiz. Yani yılın tamamında verdiğimiz bütçe açığının neredeyse yarısını, yılın son ayında gerçekleştirmişiz.
Her şeye rağmen, böyle bir yıl için, bana göre, yine de ‘makul’ rakamları konuşuyoruz. ‘Böyle bir yıl’ derken, seçimi ve bize 90’lı yılları hatırlatan seçim ekonomisini kastediyorum. Düşünün ki, sırf, emeklilere verdiğimiz iki bayram ikramiyesi, 20 milyar TL’nin üzerinde. Üstelik de, bu kadar ‘ekstra’ harcamaya rağmen, yıl sonu bütçe açığı rakamının GSYH’ye oranı %2 civarında kalacak çok muhtemeldir ki (Maastricht kriteri %3). Gerçi, bu oranın, 2017’de %1,5; 2013-2016 arasındaki 4 yıl boyunca da %1 olduğunu söylememiz lazım.
Peki nasıl oluyor bu işler derseniz, büyük ölçüde, bedelli askerlik, imar barışı ve benzeri bir kereye mahsus gelirlerle elbette. Yıl bitmeden, bütçe ile ilgili detaylı gelir-gider analizi yapmayı doğru bulmuyorum aslında, yukarıda bahsettiğim üzere Aralık’ta tüm resim değişebileceği için; ancak, gelir tarafıyla ilgili bir bilgiyi de paylaşmadan geçemeyeceğim: vergi gelirleri 2018’in ilk 11 ayında, geçen yılın aynı dönemine göre, %18 artmış iken, vergi dışı gelirler %35 artmış. Aslında, sadece yüzdelere bakmak da pek doğru değil bütçe gelir ve giderlerinde. O yüzden, ben direkt rakam vereyim: vergi dışı gelirler, ilk 11 ayda, geçen yılın ilk 11 ayına göre 30 milyar TL artarak, 115 milyar TL olarak gerçekleşmiş. İşte bu vergi dışı gelirler dediğimiz, büyük ölçüde, bir kerelik gelirler.
Daha detaylı bütçe analizini, Aralık ayı verilerini de aldıktan sonraya bırakıyorum. Ha pardon, bir de faiz giderlerinin ilk 11 ayda %30 (55 milyar TL’den 72 milyar TL’ye) yükseldiğini söylemek isterim. Eh, hem borcun hem faiz oranlarının yükseldiği bir ortamda, şaşırmıyoruz.
Geçen hafta, 3.çeyrek büyümesi açıklandı: 2018 3.çeyrekte, geçen yılın aynı çeyreğine göre, %1,6 büyüdük. Bu büyümenin alt bileşenlerine kısaca göz atalım.
GSYH içinde en yüksek paya sahip olan hane halkı tüketim harcamaları sert bir şekilde yavaşlamış: %1,1, ama hala artıda. Devletin tüketim harcamaları %7,5 artmış. Şaşırdık mı? Hayır. Eğer, kamu gerçekten tasarruf edecekse ya da ediyorsa söyledikleri gibi, 4.çeyrekte burada çok daha az bir artış görmemiz lazım, hatta belki azalış. Yatırım harcamaları %3,8 azalmış, ki içinde bulunduğumuz ortamda buna da şaşırmıyoruz.
Verdiğimiz cari fazlalardan da bildiğimiz üzere, ihracatta %13,6’lık bir artış, ithalatta da %16,7’lik bir azalış var (ithalat, büyümeden götüren bir kalem; o yüzden, azalması, büyüme üzerinde pozitif etki yaratıyor, ama bu tamamen matematiksel bir açıklama; çünkü ithalatın azalması, özünde, ekonomideki yavaşlamadan, yani üretimin azalmasından kaynaklanıyor, unutmayalım). Büyümenin 3.çeyrekte, bazı beklentilerin aksine, düşük de olsa artı bir rakam çıkmasında, ihracat ve ithalattaki bu rakamların etkisi büyük. Ama keşke ihracat biraz daha artabilseydi…
Eksi büyümeyi, kısmetse son çeyrekte göreceğiz, yani daralmayı. Bugün açıklanan Ekim ayı sanayi üretim endeksi, bunun sinyallerinden sadece biri. Sanayi üretim endeksi, Ekim’de geçen yılın aynı ayına göre %5,7 azalmış.
Son çeyrekte büyümenin eksi geleceğine dair bir diğer sinyal, Ekim ayında da, tıpkı Ağustos ve Eylül gibi, cari fazla vermiş olmamız. Ekim’de 2,8 milyar USD cari fazla verdik. Böylece, son 3 ayda toplam 6,5 milyar USD cari fazla vermiş olduk. Yılın başından bu yana verdiğimiz cari açık da, 27,2 milyar USD’ye geriledi.
Bir önceki yazımda da belirttiğim üzere, her ne kadar 3 aydır cari fazla veriyor olmak, bizim gibi bir ekonomi için büyük bir saadet gibi görünse de, ne yazık ki, bu bizim başardığımız bir durum değil, büyümedeki sert geri çekilişin doğurduğu ithalat azalmasının sonucu. Üretimimiz yavaşlayınca, ham madde ithalatı da azalıyor haliyle. Yine de, döviz kıtlığını, bilhassa bu yıl, iliklerine kadar hissetmiş bir ülke olarak, hiç değilse buradan kaynaklanan döviz ihtiyacımızın azalması, önemli bir durum. Yılın başlarından itibaren, ‘frene vaktinde basalım, yeniden dengelenelim’ deyip durmamızın bir sebebi buydu.
Bir diğer sebebi de enflasyondu. Ama orada tren kaçtı, Ağustos ayında yaşadığımız kur şokunun yarattığı korkunç maliyet enflasyonu ile. Artık işimiz çok daha zor enflasyon tarafında; daha doğrusu işimiz ‘topyekun’ kampanyalara kaldı.
Kasım’da aylık enflasyon eksi %1,44 çıktı, malum. Yıllık enflasyon da, Ekim’deki %25,24’lük seviyesinden, Kasım’da %21,62’ye geriledi. Aralık ve bilhassa da Ocak enflasyonunu görmeden, detaylı bir analiz yapmayacağım enflasyonla ilgili. Sadece şunu söyleyeyim: emekli maaş zamları, asgari ücret gibi masa başında belirlenmiyor; bir formülle belirleniyor. O formül de, Ocak ayı emekli zamları için, Aralık enflasyon endeksinin Haziran endeksine oranı. Ekim’i Haziran’a oranladığımızda, %12,26 idi; Kasım’da eksi çıkınca, bu oran %10,64’e düştü. Aralık da eksi çıkarsa, biraz daha düşer. Ama Aralık’ın eksi çıkması, Kasım kadar kolay görünmüyor.
Son bir veri bugün açıklanan: vadesi 1 yıl içinde dolacak dış borcumuz, Ekim ayı itibariyle 174 milyar USD. Bunun 31 milyar USD’si kamu borcu, 137 milyar USD’si de özel sektör (kalanı da TCMB). Özel sektörün dağılımı da şöyle: 65,5 milyar USD’si bankalar, 6,5 milyar USD’si diğer finans kuruluşları (leasing, faktoring vb.), 65 milyar USD’si de finans dışı şirketler, yani reel sektör, ki beni en çok korkutanı bu sonuncusu. Ama ben yine iyi bir taraf bulayım bu veride de: bu 174 milyar USD’lik kısa vadeli dış borç, bu yılın Şubat ayında 186 milyar USD ile tepe noktadaydı. Azıcık da olsa bir gerileme var.
Peki, yani, sonuç olarak, nasıl gidiyor işler derseniz, bu aylarda büyük resmi değerlendirmek çok zor. Çünkü, geçici çözümler, gerçek resmin nereye evrileceğini tam olarak görmemizi engelliyor, daha doğrusu başkalarını bilmiyorum ama ben net göremiyorum. Bu yüzden de, ne, şimdiden ‘battık, bittik’ diyecek kadar ön yargılıyım; ne de, arada bir çıkan bazı olumlu verilerle ‘tamam geçti, en kötü geride kaldı’ diyecek kadar iddialı. Sadece gerçekçi ve tarafsız olmaya gayret ediyorum. Netlik, benim için 2019’un ilk birkaç ayında mümkün olacak ancak; şimdilik ortalık hafif puslu. Olumlu ya da olumsuz, çabuk gaza gelmeyelim.
Kolay gelsin hepimize…
Kesinlikle çok güzel özetlemissiniz durumu, ben biraz daha karamsarım maalesef size göre, 2019’un çok ama çok zor geçeceğini ve birçok iyi firmanın da bu süreçte aramızdan ayrılacağını düşünmekteyim